14 Ekim 2015 Çarşamba

Yılan (cannun,cin) / Yıldız (kevkebun) ilişkisi üzerine!

Neml 10:

"Ve asanı at!" Bunun üzerine (asasını atınca) onun yılan gibi hareket ettiğini görünce, arkasına bakmadan geri dönüp kaçtı. "Ya Musa! Korkma, muhakkak ki Ben(im), Benim yanımda (huzurumda) resûller korkmazlar."


ayette "yılan (cannun)" kelimesinden önce "ka enne-ha (gibi onun)" kelimesi geçiyor:

8. ka enne-hâ : onun gibi 
9. cânnun : yılan

asanın, ağacın dönüştüğü "yılanı" atfen geçen "ka enne-ha (onun gibi)" kelimesinin Arapçası: كَأَنَّهَا 

Kuran'nın gerçekte ne olduğunun kelimelerin anlamlandırılmasından ziyade yazımında saklı olduğunu iddia eden birisi olarak "yılan" kelimesini kasten geçen "ka enne-ha (onun gibi)" kelimesinin Kuran'da başka nerede geçtiğine bakalım;

http://www.searchtruth.com/search.ph...rch_word=exact

bu kelimenin geçtiği iki ayetin daha olduğunu görüyoruz, bunlardan birisi aynı asa-yılan olayından bahseden Kasas Suresi'nin 31. ayeti. Diğer ayetimiz ise Nur Suresi'nin 35. ayeti:

"Allah, göklerin ve yerin nuru’dur. O’nun nuru, içinde misbah (lâmba) bulunan kandil (ışık saçan bir kaynak) gibidir. Misbah, sırça (cam) içindedir. Sırça (cam), inci gibi yıldız gibidir o. Doğuda ve batıda bulunmayan mübarek bir ağacın yağından yakılır. Onun yağı, ona ateş değmese de kendi kendine ışık verir. Nur üzerine nurdur. Allah dilediğini nuruna hidayet eder (ulaştırır). Ve Allah, insanlara örnekler verir. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir."

15. ke ennehâ : o gibidir
16. kevkebun : yıldız

"ka enne-hâ (كَأَنَّهَا)" kelimemiz diğer iki ayette "yılan (cannun)" kelimesini kasten geçerken bu ayetimizde "kevkebun (yıldız)" kelimesini kasten geçiyor, "yılan (cannun)" kelimesi gidiyor yerine "yıldız (kevkebun) kelimesi geliyor.

acaba Kuran'da geçen "yılan (cannun)" ve "yıldız (kevkebun)" kelimeleri arasında bilinmedik bir ilişki mi söz konusuydu?

bu iki kelimeye biraz daha yakından bakalım; "yılan (cannun)" kelimesi jīm nūn nūn (ج ن ن) kökünden geliyordu ve جَانٌّ olarak yazılıyordu. Başka ayetlerde bu kelime aynı yazımla "cin" anlamında geçiyor, örneğin Rahman Suresi'nin 39. ayeti:

"Artık izin günü insanlar ve cinler (جَانٌّ) , günahlarından sorulmaz."

aynı yazımı dikkate alırsak "asanın, ağacın" dönüştüğü yılanı "cin" olarak da ele alabiliriz.

gelelim "yıldız (kevkebun)" kelimesine, bu kelime "kāf wāw kāf bā (ك و ك ب)" kökünden geliyor ve Kuran'da sınırlı sayıda, toplam 5 ayette geçiyor. Bu ayetlerden ilkini ele alalım, İbrahim'in gördüğü "yıldızdan" bahsediliyor;

Enam -76:

"Gece onun üzerini örtünce, bir yıldız gördü. “Bu benim Rabbim.” dedi. Fakat kaybolunca, “Kaybolup gidenleri sevmem.” dedi."


1. fe lemmâ : olduğu zaman
2. cenne : örttü, bürüdü
3. aleyhi el leylu : gece onun üzerini
4. raâ : gördü
5. kevkeben : bir yıldız

dikkat edilirse bu ayette "yıldız (kevkeben)" kelimesinin öncesinde "gece (leyl)" kelimesi ile ilgili bir kelime geçiyor; "cenne (örttü)"

"cenne جَنَّ (örttü)" kelimesi dikkat çekici, çünkü bu kelime "cin جَانٌّ" kelimesi ile aynı kökten; jīm nūn nūn (ج ن ن). Bu kökten gelen ve "örtmek" anlamında kullanıldığı tek ayet bu ayet.

kısaca bir toparlayacak olursak; "cannun (yılan / cin)" kelimesi ile "kevkebun (yıldız)" kelimesinin Kuran'da aynı kelimelerle (ke ennehâ كَأَنَّهَا) nitelendirildiğinden hareketle bu iki kelime arasında üstü örtülmüş bir ilişkinin olabileceğinden bahsetmiştim. 

"cannun (yılan / cin)" kelimesinin geçtiği ayetlerde "asa/ağaç" söz konusuyken, "kevkebun (yıldız)" kelimesinin geçtiği Allah'ın nurunun anlatıldığı ayette de bir "ağaç" anlatılmaktaydı. Ayetlerdeki "asa/ağaç" ortaklığı aradaki ilişkiyi daha da görünür kılıyor.

ikinci olarak Kuran'da sınırlı sayıda geçen "kevkebun (yıldız)" kelimesinin geçtiği bir başka ayette karşımıza "cenne (örttü)" kelimesi çıkıyordu ki bu kelime "yılan/cin" kelimesi ile aynı kökten gelen bir kelimeydi. "yılan/cin" kelimesi ile aynı kökten gelen bir kelimenin "kevkebun (yıldız)" kelimesi ile aynı ayette birlikte geçiyor olması bence bir tesadüf değildi. Bu Kuran'daki üstü örtülmüş olan "cannun (yılan/cin)" ve "yıldız (kevkebun)" ilişkisinin bir sonucuydu.

acaba Kuran yazımına saklanmış olan "ağaçtan dönüşen yılan - yıldız" ilişkisi mitolojideki "ağaçtaki yılan kadın Lilith - Venüs" ilişkisinden mi geliyordu?

Zülkarneyn/Sebe Melikesi----Tübba/Tuba

uran’da Kehf Suresi’nda bahsi geçen “Zülkarneyn” adli kişinin kim olduğu bilinmiyor, nebi olup olmadığı da tartışmalı. 

İslam öncesi döneme ait olan Himyerli bir şaire ait bir şiirde Kuran’daki anlatıma benzer bir şekilde “Zülkarneyn”den bahsedilmektedir:

"Zu'l-Karneyn, benim 'muslim' dedemdir…. Yeryüzünde bir hükümdar olarak yücelmişti. Ama bunak olmamıştı. Doğuya ve batıya ulaştı. Yol gösteren iyilikseverden sağlayacağı mülk-egemenlik yollarını aradı. Varıp, güneşin dönüş yerindeki battığı yeri gördü. Kara balçıklı bir suda batıyordu güneş. Ondan önce Belkıs [Saba Melikesi] babamın kız kardeşi…. Onları yöneltti hoopoe [hüdhüd] ona gelene kadar”

Dhu’l-Qarnayn before me was a Muslim
Conquered kings thronged his court,
East and west he ruled, yet he sought
Knowledge true from a learned sage.
He saw where the sun sinks from view
In a pool of mud and fetid slime
Before him Bilqis [Queen of Sheba] my father's sister
Ruled them until the hoopoe came to her.

http://en.wikipedia.org/wiki/Alexand...n#cite_note-20


Bu şiirden İslamdan çok önce yaşamış olan Himyerlerin “Zülkarneyn (iki boynuzlu” bir hükümdarlarının olduğu anlaşılıyor. Ayrıca şiirde “Zülkarneyn” ve “Saba Melikesi” birlikte anılıyor. Saba Melikesi de Himyerler gibi aynı topraklarda Yemen’de hüküm sürmüş bir hükümdar. Bu şiirden hareketle “Zülkarneyn” ve “Saba Melikesi”nin Yemen’deki eski bir krallığın yöneticileri olduğu veya aynı soydan geldikleri düşünülebilir.

Himyer krallarının unvanı “Tübba”ydı. Kur'an’da zikredilen tübba‘ kavminin Sebe (İbn Kesîr, VII, 242), tübbaın da (ed-Duhân 44/37) Himyer Kralı Ebû Kerib Es‘ad olduğu (M. Hüseyin el-Ferah I, 129) ifade edilmekle birlikte onun yaşadığı döneme dair farklı tarihler verilmektedir.

Kuran’da Zülkarneyn’in bahsine şu şekilde başlanılmaktadır;

Kehf Suresi:

83: Sana Zülkarneyni sorarlar. De ki: «Size onun (haalinden) de haber söyleyeyim.

84: Biz onu yer (yüzün) de büyük bir kudret sahibi kıldık ve ona her şeyden bir sebeb (bir yol) verdik.

85: Oda bir sebep (yol) tuttu.


Son ayetteki garip anlatıma biraz yakından bakalım:

فَأَتْبَعَ سَبَبًا

fe etbea : böylece tâbî oldu
sebeben : sebep, vesile


Şimdi bir de Kuran’da bir kavim adı olarak bahsi geçen “Tübba” ve “Sebe” kelimelerine bakalım:

Tübba: تُبَّعٍ
Sebe: لِسَبَإٍ 


Bu kelimeler Zülkarneyn’in bahsinin yapıldığı yukarıdaki son ayetteki (85. Ayet) kelimelere çok benziyor. Ayeti ve kavim adlarını alt alta yazalım:

فَأَتْبَعَ سَبَبًا
تُبَّعٍ لِسَبَإٍ 


Bence ortada bir kelime saptırması söz konusu. Zülkarney ve Sebe Melikesi’nden bahseden İslam öncesi şiir Yemen orjinli Himyer/Sebe ilişkisini ortaya koyuyordu. Zülkarneyn (çift boynuz veya çift örgülü) ifadesinin bir ad veya lakap olduğu gerçeğinden hareket edersek de eski Yemen krallarının unvanı olan "Tübba" kavramını dikkate almak gerekiyordu, üstelik bu "Tübba" kavramı tek başına aynı zamanda en meşhur hükümdarın adı olarak da geçiyordu.

İslam öncesi bu şiirin bizi Zülkarneyn konusunda “Sebe” ve “Tübba” kavramlarına götürmesi anlaşılırken, Kuran’da Zülkarneyn'den bahsedilen bir ayette bu kelimelere benzer kelimelerin başlı başına bir ayet olarak karşımıza çıkması tesadüf müydü? 

Bu ayet gerçekten de acaba “sebep tuttu, yol tuttu” gibi basit ve garip bir ifadeden mi ibaretti yoksa ayetin doğrusunda, aslında “Sebe Tübbası (kralı)” ndan mı bahsediliyordu? 

hazır sorularımızı sormuşken bir soru daha soralım; bu kral ünvanı "tübba/tubba" ifadesinin cennetteki kutsal ağaç "tuba" ile bir ilişkisi var mıydı?

Kutsal dişi deve!

Eski Ahitt'e "dişi deve" Tanrıça Asherah'ı veya onun yolunda gidenleri tarif ederken geçiyor:

Eski Ahit, Yaremya 2:

20 “Boyunduruğunu çok önce kırdın,
Bağlarını kopardın.
'Kulluk etmeyeceğim' dedin.
Gerçekten de her yüksek tepede,
Her bol yapraklı ağacın altında
Fahişe gibi yatıp kalktın.

21 Oysa ben seni en iyi cinsten
Seçme bir asma olarak dikmiştim.
Nasıl oldu da yozlaşıp yabanıl asmaya döndün?

22 Çamaşır sodasıyla yıkansan,
Bol kül suyu kullansan bile,
Suçun önümde yine leke gibi duruyor”
Diyor Rab Yahve.

23 “Öyleyken nasıl, 'Ben kirlenmedim,
Baallar'ı izlemedim' diyebilirsin?
Vadide nasıl davrandığına bak da
Ne yaptığını anla.
Sen orada burada dolaşan
Ayağı tez bir dişi devesin.


Eski Ahit'teki kelimeden farklı olsa da bilindiği gibi Kuran'da da bir "dişi deve (nakata)" var, fakat Kuran'daki "dişi deve" kutsal. Eski Ahit ve Kuran "dişi deve"ye farklı anlamlar yüklemiş, anlamsal olarak bakarsak Eski Ahit'in Tanrıça Asherah benzetmesi olan dişi deve Kuran'da kutsal bir hayvan olarak geçiyor.

Yazımsal olarak bakarsak Eski Ahit'teki "dişi deve"nin Kuran'daki karşılığı "sabah, genç, bakire" anlamlarına geliyor. Örneğin ilk mesajda sormuş olduğum Eski Ahit'in "dişi devesi" Kuran'da şu şekilde geçiyor diyebiliriz;

sabah,erken : بُكْرَةً

Kerim Zevceler!

Şuara suresi 7. Ayet:

e ve lem yerev ilâ : ve görmüyorlar mı, görmediler mi
el ardı : yeryüzü
kem : kaç, nice
enbetnâ : yetiştirdik
fî-ha : orada
min kulli : hepsinden
zevcin : çift
kerîmin : kerim
, 

bu ayette yetiştirilen "bitkiler" "zevcin" ve "kerim" olarak adlandırılıyor.

ilkin "bitkileri" tarif ederken söylenmiş olan "kerim" kelimesini ele alalım;

kerîmin : kerim: كَرِيمٍ

bu kelime aynı yazımla Neml Suresi'nin 40. ayetinde (Saba Melikesi faslında) Allah için geçiyor:

"Nezdinde kitabdan bir ilim olan (zât). «Ben, dedi, gözün sana dönmeden (gözünü yumub açmadan) evvel onu sana getiririm». Vaktaki (Süleyman) onu yanında durur bir halde gördü, «Bu, dedi, Rabbimin fazl (-u lutf) ündendir. Şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim, beni imtihan etdiği içindir (bu). Kim şükrederse kendi fâidesinedir. Kim de nankörlük ederse şübhe yok ki Rabbim (onun şükründen) tamamen müstağnidir, (hem O) hakkıyle kerimdir."

gelelim "bitkiler" için kullanılmış olan diğer "zevcin" kelimesine;

"bitkileri" tarif ederken Kuran yazıcısı tuhaf bir şekilde "zevcin" kelimesini kullanmaya kafaya takmış gözüküyor (50:7, 31:10, 22:5) tabi "zevcin" kelimesini meallerde verilen "çift" manasında düşünürseniz durum böyle; yetiştirilen "çift bitkiler" gibi garip bir anlam çıkıyor ortaya. Acaba "bitkileri" tarif edilirken seçilen bu kelime gerçekten de "çift" anlamında mıydı? 

Yukarıdaki ayette bitkiler için geçen "zevcin" kelimesinin Arapçası şu şekilde;

zevcin : çift: زَوْجٍ 

bu kelime aynı yazımla Kuran'da "bitkilerin" yanı sıra Nisa Suresi'nin 20. ayetinde "eş, kadın, zevce" manasında geçiyor:

"Eğer bir zevceyi bırakıb da yerine başka bir zevce almak isterseniz öbürüne yüklerle (mehîr) vermiş olsanız bile içinden bir şey almayın. (Kendisine hem) bir iftira, ve açık bir günâh (yükler, hem) alır mısınız onu? "

bu durum karşısında şunu söyleyebiliriz; Kuran'da "bitkileri" tarif ederken bir yanda Allah'ı tarif eden "kerim" kelimesi diğer yanda "kadın, zevce" kelimesi kullanılıyor.

Bitkiler = Kerim (Allah) + Zevce (Kadın)

acaba Kuran'ın yazılı dilinde "bitkilerden" kastederken neden Allah'ın "kerim" sıfatı ile "zevce, kadın" kelimeleri birlikte geçiyor? (Bu ara bir kadın olarak Meryem'in de Kuran'da bir bitki gibi "yetiştirildiğinden" bahsedildiğini unutmayalım; Ali İmran -37: enbete-hâ: onu (Meryem'i) yetiştirdi)

Kuran'ın aslında Muhammed zamanında da anlamı tam olarak bilinmeyen daha eski metinlerden oluştuğunu ve zamanla değiştirildiğini var sayarsak, bu kelimelerin birlikte anılıyor olması bize eski metinlerde var olan "Bitki- Allah-Zevce (Kadın)" arasındaki bir başka ilişkiyi mi gösteriyordu, bu ilişkinin kökeninde "ağaçla" imtihan edilen Adem'in iyi ve kötü "zevceleri" olan Lilith-Eve (Havva/Meryem) ayrımı mı vardı?

İblis Eba!

Kuran'da İblis'in Adem'e secde edilmesine "karşı çıkışı" "eba" kelimesi ile ifade edilmektedir, ilgili ayetler şunlar:

Bakara 34:

9. iblîse : iblis
10. ebâ : direndi


Hicr 31:

2. iblîse : iblis
3. ebâ : kaçındı 


Taha 116:

8. iblîse : iblis
9. ebâ : direndi


yukarıdaki ayetlerde "İblis"le birlikte anılan "eba" kelimesi "kaçınmak, direnmek" olarak meallerde verilmektedir.

eba: أَبَىٰ 

İblis'le birlikte anılan bu "eba أَبَىٰ" kelimesi Kuran'da (harekesiz, işaretsiz olarak) başka ayetlerde de geçiyor. Bu ayetler şunlar:

Yusuf 80 ve 93: 

ebî : babam (Yusuf'un babasını kasten)

Kasas 25:

ebî : babam (Medyen'deki iki kızın babası)

Tebbet 1:

ebî : babam (Ebu leheb (Ateşin Babası)

Bu ayetlerde geçen ve "baba" olarak çevrilen "ebi" kelimesi, İblis kelimesi ile birlikte geçen ve "karşı çıkmak" olarak meallendirilen "eba" kelimesi ile yazımları aynı.

eba = أَبَىٰ (İblis'in "karşı çıkışı")
ebi = أَبِي (Yusuf'un "babası", Medyen'deki iki kızın "babası", ateşin "babası")

"baba" anlamında geçen ayetlerden Kasas Suresi'nin 25. ayeti önemli bir ayet, ayeti önemli kılan ise bu ayette "iki kızın" bahsediliyor olması. 

Kuran'da geçen "iblis" aslında Adem'in ilk eşi olan ve ona karşı çıkan "Lilith (Yılan Kadın)"dı. Adem'in hikayesinde iki kadın söz konusu; Lilith ve Eve (Havva).

İblis'le birlikte geçen "eba" kelimemizin geçtiği Kasas Suresi'nin 25. ayetinin girişinde şöyle denilmekte;

1. fe câet-hu : ona geldiği zaman
2. ıhdâ-humâ : (kızların) ikisinden biri
3. temşî : yürüyor
4. alestihyâin : haya ederek, utanarak
5. kâlet : dedi
6. inne : muhakkak
7. ebî : babam
8. yed'û-ke : seni çağırıyor


bu ayette iki kızdan birisinin yürüyüşü "alestihyâin (utanarak)" kelimesi ile tarif ediliyor. Bu kelime ḥā yā yā (ح ي ي) kökünden geliyor, Kuran'da geçen "yılan (20:20; hayyatun)" kelimesi de aynı kökten. İki kızdan birisinin yürüyüşü "yılan" kelimesi ile aynı kökten gelen bir kelime ile tarif edilmiş. Kelime kökünü esas aldığımızda "yılan" gibi yürüyen bir kadından sonra karşımıza İblis'le birlikte anılan "eba" kelimesi çıkıyor da diyebiliriz. Bunun bir tesadüf olduğu kanısında değilim.

Kuran'daki "baba" ve "ebeveyn" olarak çevrilen tüm "eba" kelimelerine dikkat etmek lazım, bu kelimenin geçtiği ayetlerde mevzu bildiğimiz anlamda bir "baba" ile mi ilgiliydi yoksa "İblis, Lilith"le mi. 

Kuran'da geçen "eba" kelimesine farklı anlamlarda bakılması gerektiğini belirterek bu konuyu buraya not düşelim.

Ek-1:

Kuran'da geçen "eba" kelimesi İblis'le (Lilith) birlikte anılan bir kelime dedik. Bu yönüyle "eba" kelimesi "baba,erkek" meallendirmesinin tersine "kötü" olarak bilinen "yılandan" bir kadınla ilişkiliydi.

Kuran'da "eba" kelimesi ile anlatılan kişilerden birisi de de İbrahim'in "babası"dır. 

Enam 74:

1. ve iz kâle : ve demişti
2. ibrâhîmu : İbrâhîm
3. li ebî-hi : babasına
4. âzere : Azer
5. e tettehizu : ediniyor musun?
6. esnâmen : putlar
7. âliheten : ilâhlar
8. in-nî : muhakkak ki ben
9. erâ-ke : seni görüyorum
10. ve kavme-ke : ve senin kavmini
11. fî dalâlin : dalâlette
12. mubînin : apaçık, açıkça


Ayette İbrahim'in "eba"sı "Azer" olarak adlandırılmakta. Bu kişinin aslında İbrahim'in babası değik amcası olduğu da iddia edilmekte ancak bizim için önemli olan "eba"nın adının "Azer" olarak belirtilmesi. 

İbrahim'in babası Eski Ahit'te farklı bir isimle belirtilir ve adı da Taruh'tur (Terah).

o zaman "eba azer" gerçekte kim?

Azer isminin (Farsça; ateş) Süryanice'deki "Athar" kelimesinden türetilmiş olabileceği belirtilmektedir.

"Athar, name of Ishtar in Syria"

"Azar.... which could be derived from the Syriac Athar,"

"the mother goddess transformed into a male deity. An example is in Arabia where Ishtar becomes Athar."

kaynaklarda Tanrıça İştar'ın (Asherah, Lilith vs.) Suriye topraklarında Athar adını aldığı, bir başka kaynakta ise Tanrıça İshtar'ın Arap topraklarında ana tanrıça inanışının erkek egemen bir din anlayışına dönüştüğü ve bunun örneğinin ise Tanrıça İştar'ın Athar' dönüşmesi olduğu ifade edilmektedir.

"İştar = Athar" ilişkisinden hareketle Azer adının bu ilişkideki "Athar"dan türemiş olabileceğini dikkate alırsak "eba" kelimesinin neden Azer'le birlikte anılıyor olduğu anlaşılır olmaktadır.

Eba İblis (Lilith) = Eba Azer (Athar=İştar=Asherah=Lilith)

Ek-2:

ilk mesajımda (bir kadın, yılan kadın Lilith olduğuna inandığım) İblis'le birlikte anılan "eba" kelimesinin Yusuf'un "babası" olarak da ayetlerde geçtiğini belirtmiştim.

şimdi Yusuf'un babasının bahsedildiği şu ayete bakalım:

إِذْ قَالُواْ لَيُوسُفُ وَأَخُوهُ أَحَبُّ إِلَى أَبِينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌ إِنَّ أَبَانَا لَفِي ضَلاَلٍ مُّبِينٍ

“Yusuf ve kardeşi, babamıza gerçekten bizden daha sevgili.” demişlerdi. “Ve biz bir grubuz. Muhakkak ki; babamız, gerçekten açık bir yanılgı içinde.”

babamız = ebana = أَبَانَا 

şimdi bir de şu ayete göz atalım;

إِن يَدْعُونَ مِن دُونِهِ إِلاَّ إِنَاثًا وَإِن يَدْعُونَ إِلاَّ شَيْطَانًا مَّرِيدًا

"Onlar, ancak O’ndan başka dişilere taparlar. Ve ancak isyankâr şeytanı çağırırlar."


dişiler = inasen = إِنَاثًا 

ne o yoksa bizim "eba"mız ile "dişi, kadın" kelimeleri aynı şekilde mi yazılıyormuş ; bir de alt alta yazıp bakalım:

ebamız =أَبَانَا 
dişiler=إِنَاثًا (şeytan)

"eba" kelimesinin "dişiliği" konusunda sanırım haklıyım,

peki size bir de Yusuf'un bu dört dörtlük "dişi" "eba"sının Allah gibi "arşa" oturduğunu söylesem, aradaki ilişkiyi çözüyorsunuz değil mi :)

Ek-3:

Fussilet 47:

إِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ السَّاعَةِ وَمَا تَخْرُجُ مِن ثَمَرَاتٍ مِّنْ أَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنثَى وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِ وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ أَيْنَ شُرَكَائِي قَالُوا آذَنَّاكَ مَا مِنَّا مِن شَهِيدٍ


O saatin (kıyâmetin) ilmi O’na döndürülür (O’na aittir). O’nun ilmi olmadan, hiçbir meyve, tomurcuğundan çıkmaz. Hiçbir kadın, hamile kalmaz ve doğum yapamaz. Onlara “Benim ortaklarım nerede?” diye seslenileceği gün “Sana arzettik, bizden bir şahit yoktur.” dediler (derler).

kadın = أُنْثَىٰ

Maide 12:

وَلَقَدْ أَخَذَ اللّهُ مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَآئِيلَ وَبَعَثْنَا مِنهُمُ اثْنَيْ عَشَرَ نَقِيبًا وَقَالَ اللّهُ إِنِّي مَعَكُمْ لَئِنْ أَقَمْتُمُ الصَّلاَةَ وَآتَيْتُمُ الزَّكَاةَ وَآمَنتُم بِرُسُلِي وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَأَقْرَضْتُمُ اللّهَ قَرْضًا حَسَنًا لَّأُكَفِّرَنَّ عَنكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَلأُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ فَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ مِنكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاء السَّبِيلِ


Ve andolsun ki Allah, İsrailoğulları’ndan misak almıştı. Ve onlardan on iki nâzır görevlendirdik. Ve Allahû Teâla: “Eğer namazı mutlaka ikâme ederseniz, zekât verirseniz ve resûllerime îmân edip onlara yardım ederseniz ve Allah’a (Allah için) güzel bir borç verirseniz, muhakkak ki ben sizinle beraberim ve de mutlaka sizin günahlarınızı örterim ve sizi, mutlaka altından ırmaklar akan cennetlere koyarım.” dedi. Artık, bundan sonra sizden kim inkâr ederse mutlaka sevvâ edilmiş (Allah’a ulaştırmak üzere dizayn edilmiş) yoldan sapmış olur.

iki = اثْنَيْ 


yukarıdaki iki ayette "kadın" ve "iki" kelimelerinin yazımları aynı. Alt alta yazalım;

kadın = أُنْثَىٰ
iki = اثْنَيْ (+ aşera)

ikinci ayetteki "iki" kelimesi "kadın" kelimesi ile aynı yazılıyor, ilginç olan bu "iki" den sonra gelen kelime; "aşera"

"on" diye çevrilen ancak Tanrıça Asherah'ı temsil ettiğine inandığım "aşera" kelimesinin yanında "kadın (ünsa)" kelimesi var diyebiliriz. Ayette bahsedilen acaba "on iki" mi yoksa "kadın Asherah (ünsa asherah)" mı, Kuran'da geçen ve "iki" diye verilen kelimelere dikkat, bu "iki" diye meallendirilen kelimenin bir "kadın" bağlantısı var.