30 Mart 2015 Pazartesi

Yırttık beyler!...

Kuran'da "ashâben en nâri" yani "ateş ehli" tabiri cehenneme gidecekler için kullanılan bir ifade, örneğin;

Tegabun -10:

"Ayetlerimizi inkâr edenler ve yalanlayanlar; işte onlar, ateş ehlidirler...,"


Haşr -20:

"Ateş ehli ile cennet ehli bir (eşit) değildir. Cennet ehli; onlar, kurtuluşa erenlerdir."


Bir başka ayette ise şöyle denilmekte;

Müddesir-31:

1. ve mâ cealnâ : ve biz kılmadık
2. ashâben en nâri : ateş ehli
3. illâ : den başka
4. melâiketen : melekler


"Ve Biz, ateş ehlini, meleklerden başkası kılmadık..."

sakına ateş ehli kafirlerden kasıt bizlerden başka birşey olmasın  aynı şekilde tek ateş ehli olan "meleklerden" kasıt da.. 

(Müddesir Suresi'nin sadece girişini aldığımın farkındayım ancak farklı düşünmek adına bu kısmın dahi yeterli olduğunu düşünüyorum.)
__________________

Kuran'daki Tanrıça Lat - Saba Melikesi ilişkisi üzerine (Ahzap 50)

Neml Suresi 23. ayetinde “Saba Melikesi’nden (Queen of Sheba)" şu şekilde bahsedilmektedir:

1. innî : muhakkak ki ben, gerçekten ben
2. vecedtu : buldum
3. umreeten : bir kadın, bir hanım
4. temliku-hum : onlara melik olan, hükümdarlık yapan
5. ve ûtiyet : ve verildi
6. min kulli şey'in: herşeyden
7. ve lehâ : ve ona, onun var
8. arşun : arş, taht
9. azîmun : büyük

Ayette “Saba Melikesi”ni kasten söylenen “umreeten (kadın)” kelimesine dikkat çekmek istiyorum.

Umreeten : امْرَأَةً

Bu kelimeyi aynen alıp Kuran içerisinde arattığımızda bu ayetin dışında 3 ayette daha geçtiğini görüyoruz. (Kelimeyi aynen alıp aratmak üzerinde hiçbir müdahale yapılmamış bu kelimeleri bularak mümkün olduğunca temeldeki ortak anlatımı ve ayetler arasındaki anlam ilişkisini daha net bir şekilde yakalayabilmek içindir.) 

"umreeeten" kelimesinin geçtiği diğer ayetler: Nisa Suresi’nin 12. ve 128. ayetleri ile Ahzap Suresi’nin 50. ayetidir. 

(Nisa Suresi’ndeki ayetlerde geçen ve sureye de adını veren “kadınlara” ilişkin tüm ayetler belki de Kuran’da anlamı en fazla çarpıtılmış olan ayetler. Başta "kadın - erkek" ve “miras” konuları olmak üzere bu ayetler aslında özünde “tanrıça” inanışını içeren ayetler ancak daha sonradan bu ayetler birilerinin ellerinde normal insanların “miras” gibi gündelik ilişkilerini düzenleyen ayetler gibi hem yorumlanmış hem de değiştirilmiştir. Nisa Suresi’ne bir bütün olarak bu gözle baktığım için her zaman bu sureyi diğer Surelerden ayrı tutmuşumdur, çözümü bu bağlamda çok daha zordur diyebilirim, ancak inanıyorum ki Nisa Suresi'ndeki bu kelime ve anlam saptırması zamanla daha net bir şekilde ortaya çıkacaktır. Bu yüzden Nisa Suresi’ndeki iki ayetten daha çok diğer ayet olan Ahzap Suresi’nin 50. ayeti üzerinde durmak istiyorum.)

Saba melikesi’ni tarifen geçen “umreeten” kelimesi Ahzap Suresi'nin 50. Ayetinde şu şekilde geçmektedir:

“Ey Nebî! Muhakkak ki Biz, ecirlerini verdiğin zevcelerini ve elinin malik olduğun, Allah'ın ganimet olarak sana verdiği (cariyelerini) helâl kıldık. Ve seninle beraber hicret eden amcanın kızları, halanın kızları, dayının kızları, teyzenin kızları ve nefsini Nebî için hibe eden ve Nebî'nin de onu almak istediği mü'min kadınları, mü'minler hariç, sana özel olarak. Onlara zevceleri ve ellerinin malik oldukları (cariyeleri) konusunda neyi farz kıldık, Biz biliriz. (Bu), senin üzerine bir zorluk olmaması içindir. Ve Allah, Gafûr'dur, Rahîm'dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).”

“umreeten” kelimesi bu ayette Nebi’nin kendisiyle evlenmek istediğinde, kendisini ona hibe eden “kadın” olarak geçiyor. Ayette bu kelimenin geçtiği yere yakından bakalım:

24. ellâtî : ki o (kadın)
25. hâcerne : hicret etti
26. meâ-ke : seninle beraber
27. vemreeten (ve imreeten) : ve kadın, hanım

Burada özellikle “ellati” kelimesine dikkatinizi çekmek istiyorum. 

Kuran’da İslam öncesi Arapların pagan tanrıçaları “Lat, Menat ve Uzza” Necm Suresi'nin 19. ayetinde geçmektedir:

“Siz, Lât ve Uzza'yı gördünüz mü?” (Necm -19)

Tanrıça Lat’a Kuran’da sadece bu ayette değinilmektedir. Ancak bu kelimeyi Kuran’da aradığımızda bundan başka 7 ayette daha “ellati(onlar)” manasında geçtiğini görüyoruz. 

http://www.searchtruth.com/search.ph...earch_word=all

Bu 7 ayet (4’ü Nisa Suresinde olmak üzere) şu şekildedir: Nisa 15, 23, 34, 127, Yusuf 50, Nur 60, Ahzap 50.

“Bu konuda daha önce açmış olduğum başlığa da göz atmanızı öneririm : “Kuran’da Lat’ın izleri”http://www.turandursun.com/forumlar/...ad.php?t=33911)

Bu ayetler içerisinden Ahzap Suresi’nin 50. ayeti yukarıda Saba Melikesi’ni kasten söylenen “umreeten” kelimesinin geçtiği (Nisa Suresi'ndeki iki ayetin dışındaki diğer) ayettir. 

Bir başka deyişle Kuran’da Tanrıça “Lat” kelimesini içinde barındıran “ellati” kelimesi Saba Melikesini kasten söylenen “umreeten” kelimesiyle birlikte geçmektedir. 

(Ahzap Suresi’nin bu 50. ayetindeki “ellati” kelimesinden hemen sonra geçen “hacerne” kelimesinin ise her ne kadar “hicret etmek”” anlamında verilmiş olsa da daha önce birkaç başlığımda “tanrıça” bağlantısına değinerek ele aldığım “Hacer – Taş (Hacerül esved) – Arapların Anası)” ile bağlantılı olduğunu düşünüyorum.

Hicret etmek: hā jīm rā (ه ج ر)
Taş- hucurat : ḥā jīm rā (ح ج ر)

“Hacer-Saba” ilişkisi için: http://www.turandursun.com/forumlar/...73&postcount=2
)

Burada bana göre sorulması gereken soru şudur; ayetlerdeki kelimeleri seçen Kuran’ın Allah’ı acaba “Saba Melikesi (umreeten)” - “Tanrıça Lat (ellati) ve "Hacerne (hacer)” kelimeleri arasında böylesi bir yakın kullanıma neden izin vermiştir? Yoksa birlikte anılan bu kelimeler aslında bize çok daha farklı şeyler mi bahsetmektedir? 

Ahzap Suresi 50. ayetinde Allah’ın yan yana bilerek getirmiş olduğu bu kelimeler arasında aslında bir ilişki bulunuyor. 

Örneğin; bu ilişkiyi araştırmak adına internette yapacağınız basit bir aramada karşınıza şöyle bir bilgi çıkacaktır:

beni shaybah : günümüzde kabede görev yapan ve kabeyi koruyan imamlara verilen isim. "yaşlı kadının çocukları" manasına gelir. olayı ilginç yapan, islam öncesi dönemde kabede tapınılan önemli tanrıçalardan biri olan lat'ın -sheba ismiyle de bilinir- en yaygın lakaplarından birinin "yaşlı kadın" olmasıdır.

https://eksisozluk.com/beni-shaybah--3683076


“Just 1400 years ago Muslims took control of the goddess' Mecca shrine away from the priestesses of Allat -- whom they slaughtered. But to this day, the men who guard the Kaaba-shrine are still called "Sons of the Ancient Woman." Sons of Sheba, in Arabic, Beni Shaybah. Goddess Allat had a nickname, or extra title, Sheba pronounced Shaybah. Meaning the wise-woman, or, "She of the ancient wisdom."

http://www.northernway.org/presentat...odwife/18.html


Bu bilgiler bize Kabe’yi koruyan kişilere “Sheba’nın çocukları, ‘yaşlı kadının’ çocukları” dendiğini, Tanrıça “Lat”ın geçmişte “Sheba” adıyla anıldığını söylemektedir. (Saba Melikesi İngilizcede "Queen of Sheba” olarak geçiyor.)

"Three goddesses were worshipped at Kaaba; Al-Lat, or Leto, of Caria, Kore, and Al-Uzza (Ergenere 54); Stone calls them Ilat, Allat, and Allatu…. Koreish tribe protected the Kaaba,and those who servet here today are called Beni Sheba, or “childeren of the old women”… Ba’Alat was called Ancient Serpent lady an she is connected to Ashtart the ophidian goddess as described here."

http://books.google.com/books?id=Jjo...0sheba&f=false


yukarıdaki bilgilerde ise Kabe’deki taşın “Ilat, Allat ve Allatu” olarak adlandırıldığından bahsediliyor. “Lat-Sheba” ilişkisinin Kabe ve “kara taş (hacer ül esved / Hacer)” üzerinden ortaya konuluyor olması ayette geçen “ellati” ve “umreeten” kelimelerinin arasındaki ”hacerne” kelimesinden de şüpheleniyor olmamızı haklı kılıyor.



Şimdi sorumuzu asıl “mü’min” arkadaşlara yöneltelim; ayetlerdeki kelimelerin kullanım yerleri inkar edilemez bir şekilde ortada, geçmiş pagan tanrıçalar üzerinden ileri sürülen “Lat-Sheba” ilişkisi ortadayken Kuran’ın Allah’ı neden Ahzap Suresi'nin 50. ayetinde "Tanrıça Lat" ve "Saba (Sheba) Melikesi" bağlantılı Kuran kelimelerini yan yana anmıştır?

24. ellâtî : ki o (kadın)
25. hâcerne : hicret etti
26. meâ-ke : seninle beraber
27. vemreeten : ve kadın, hanım

sorumuza cevap alalım, yine Kuran'dan enterasan bir kelime kullanımına daha değinecem. Ramazan hediyesi olarak 

EK-1:

gelelim Ramazan hediyesinin ilkine;

Kabe'ye Hizmet

Kabe'ye hizmete hicabe denir. Kabe'ye hizmet edenlere de sedene denir. Bu vazife efendimiz (sav) zamanından beri gelmektedir.Bu vazifeBenî Şeybe kabilesine verilmiştir.

Efendimiz Kabe'nin anahtarını Mekke fethinden sonra Şeybe oğullarından Osman b. Talha ve Şeybe b. Osman b.Talha'ya vermişti.

İlk olarak Kabe'ye İbrahim (as) hizmet etmiştir. Ondan oğlu İsmail (a.s), ondan da onun oğullarına ve onlardan da dayıları konumunda olan cürhümlüler zorla almışlardır. Onlardan da Huzaa kabilesi zorla almıştır. ve onlarda asırlarca kalmıştır. Ve zamanla Efendimizin 4. kuşak dedesi olan kusay 'a ulaşmıştır. Kusay ise sedeneyi yani kabe'nin bakımını görümünü büyük oğlu Abduddar'a teslim etmiştir.

Bu islam gelinceye kadar devam etmiştir. Daha sonra efendimizin emri ile Ben i Şeybe'ye verilmiştir. Efendimiz "bunu kıyamete kadar olmak üzere size veriyorum. sizden ancak zalim alır. "buyurmuşlardır.

http://www.kabe.gen.tr/kabe-ye-hizmet.html


Beni Şeybe (Beni Shaybay): Kabe'nin anahtarlarını elinde bulunduran, Kabe örtüsünün teslim edildiği aile, "Yaşlı Kadının Oğulları" anlamına geliyor. Halen bu adla anılıyor olmaları Kabe'nin aslına pagan Araplardan kalma bir "Tanrıça (El Lat)" tapınağı olmasından geliyor. 

Shayba: Shayba, the Arabic-Aramaean title of the Great Goddess, was the "Old Woman" whose spirit dwelt in the sacred stone of the Kaaba or Mecca. Shayba was the land-name and the Goddess-name of Arabian queens in the ancient seat of government, Marib in southern Arabia (now Yemen). Shebat was the Mesopotamian moon-goddess (a variation of Hebat or Eve), and the month named after her. In Assyria the ancient head of the family was called shebu, formerly a matriarch and later a tribal elder of either sex. Walker, Barbara G. The Woman's Encyclopedia of Myths and Secrets. New York, HarperCollins, 1983. p. 931

Kabe'nin anahtarlarını elinde bulunduran bu ailenin adını üzeride taşımaya devam ettikleri "Yaşlı Kadın" ifadesi çok önemli, adamların ellerinde değil asıl anahtar taşıdıkları bu adda gizli. 

Kabe = Yaşlı Kadının Oğulları (Beni Shaybay, Saba'nın Oğulları)

Kabe ile alakalı olan bu "yaşlı kadın" çeşitli kaynaklarda başta Saba Melikesi (Queeen of Sheba) dahil olmak üzere geçmişteki Tanrıçalarla ilişkilendiriliyor.

bu bağlamda eğer Kuran'da bir yerde "yaşlı kadın" ifadesi geçiyorsa bu kelimenin üzerinde durmak gerekir. Kuran'da "yaşlı kadın" ifadesinin olup olmadığını aradığımızda karşımıza Nur Suresi'nin 60. ayeti çıkıyor:

"ve kadınlardan nikâh (evlenme) ümidi olmayan yaşlı kadınların, ziynetlerini açmaksızın dış giysilerini çıkarmalarında, bundan sonra onlara vebal (günah) yoktur. Ve iffetli olmayı istemeleri onlar için daha hayırlıdır. Ve Allah, Sem'î'dir (en iyi işitendir), Alîm'dir (en iyi bilendir)."

bu ayette "yaşlı kadın" olarak geçen kelime "el kavaidu" 

el kavaidu: وَالْقَوَاعِدُ

bu kelime Kuran'da aynı kökten gelen diğer kelimelerle birlikte isim olarak şu şekilde bir gösterilmektedir: 

Noun

(2:127:4) l-qawāʿida the foundations وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَاهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَإِسْمَاعِيلُ
(16:26:10) l-qawāʿidi the foundations قَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَأَتَى اللَّهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ
(24:60:1) wal-qawāʿidu And postmenopausal وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَاءِ اللَّاتِي لَا يَرْجُونَ نِكَاحًا

burada kırmızı renkle belirtilen 3 kelime de aynı kökten geliyor, en alttaki bizim ele aldığımız "yaşlı kadın" anlamına geliyor. Onun üstündeki diğer iki kelime ise "temel" anlamında veriliyor. Bu iki aayetten birisi olab Bakara Suresi'nin 127. ayeti şu şekilde:

"İbrâhîm ve İsmail, beyt'in (Kâbe'nin) temellerini yükseltiyorlardı (ve şöyle dua ediyorlardı): “Rabbimiz, bizden (bunu) kabul buyur. Muhakkak ki Sen, Sen, en iyi işiten ve en iyi bilensin.”

Nur Suresi 60. ayetinde "yaşlı kadın" anlamındaki kelime Bakara Suresi'nin 127. ayetinde karşımıza Kabe'nin "temelleri" olarak çıkıyor. Allah'ın bu yöndeki kelime seçimi geçmiş "Ana" tanrıçalardan kaynaklandığı iddia edilen "Kabe = Yaşlı Kadın" ilişkisinin Kuran'da da var olduğunu göstermektedir. 

bunun üzerine bir de size bu "yaşlı kadın" kelimesinin geçtiği ayet olan Nur Suresi'nin 60. ayetinin Tanrıça Lat'ın adının içinde yer aldığı 7 ayetten birisi olduğunu söylesem:

İlk mesajdan alıntı : ...Bu 7 ayet (4’ü Nisa Suresinde olmak üzere) şu şekildedir: Nisa 15, 23, 34, 127, Yusuf 50, Nur 60, Ahzap 50.

Nur Suresi 60. ayet:

1. ve el kavâıdu : ve yaşlı kadınlar
2. minen nisâi : kadınlardan
3. ellatî lâ yercûne : onlar ümit etmezler
4. nikâhan : bir nikâh, evlilik

Kuran Allah'ının kelime seçiminden kaynaklanan ayetlerdeki "Yaşlı Kadın / Lat (Nur 60)" ile "Kabe (Bakara 127)" arasındaki ilişki hakkında müslüman arkadaşlar acaba ne düşünüyor?

Meryem'in Ağacı - Musa'nın Asası!

Kuran İslamiyet öncesine ait Tanrıça inanışlarından bahseden antik metinlerin sonradan kelime kökleri üzerinde değişiklikler yapılıp farklı anlamlar verilmesi sonucu oluşturulmuştur.
Bu grafik otomatik olarak yeniden boyutlandırıldı. Tam boyutlarda görmek için bu bara tıklayınız. Orijinal grafik boyutu 2321x1556 pikseldir.

Kuran'daki "el yemmi (deniz)" kelimesi üzerine!

Ashira in Arabia

The Arabic root ʼṯr is similar in meaning to the Hebrew indicating "to tread" used as a basis to explain the name of Ashira as "lady of the sea", specially that the Arabic root ymm also means "sea"

http://en.wikipedia.org/wiki/Asherah


Yukarıdaki alıntı Vikipedia'nın Tanrıça Asherah'la ilgili başlığından. Bu alıntıda Ashira'nın "denizlerin kadını" olarak da adlandırıldığından bahsedildikten sonra Arapça "ymm" kökünün de ayrıca "deniz" anlamına geldiği ifade edilmektedir. Buradan Arapça "ymm" kökünden gelen "deniz" kelimesinin Tanrıça Asherah'ı işaret edebileceği çıkarımında bulunabiliriz. 

Böylesi bir ilişkinin olabileceği şüphesinden hareketle Arapça dilinin ilk yazılı kitabı olan Kuran'ı dikkate alarak "ymm" kökünün Kuran'da nasıl geçtiğine bakmak gerekiyor.

Daha önceki başlıklarımda belirttiğim gibi bence Kuran'da saklı bir tanrıça, Asherah anlatımı bulunmaktadır. Çok tanrılı dönemlerde Tanrıça Asherah önemli bir tanrıça olup büyük tanrı Ba'al'in eşi konumunda olmuştur. Tanrı Ba'al'in sembolü, putları dikili taşlar olurken Tanrıça Asherah'ın putları hep "ağaçtan, odundan" olmuştur. Bu bağlamda Tanrıça Asherah ile "ağaç" arasında çok yakın bir ilişki kurulmuştur. Benzer bir yakınlık Tanrıça Asherah putlarının olduğu yerlerde yapılan "fuhuş" gibi cinsel içerikli ibadetlerle de sözkonusudur.

Tanrıça Asherah = Ağaç (put) + Fuhuş (ibadet)

Bu ilişkiler Eski Ahitte yer alan ayetlerde de açıkça ifade edilmiştir.

2 Krallar 23:

Tanrıça Aşera'yı simgeleyen sütunu RAB'bin Tapınağı'ndan çıkarıp Yeruşalim'in dışında Kidron Vadisi'nde yaktı, ezip toza çevirdi. Bu tozu sıradan halkın mezarlarına serpti. Putatapan törenlerinde fuhuş yapanların RAB'bin Tapınağı'ndaki evlerini yıktı. Kadınlar orada Aşera için kumaş dokurlardı. (6,7)


1 Krallar 14:

Ayrıca kendilerine her yüksek tepenin üstüne ve sık yapraklı her ağacın altına tapınma yerleri, dikili taşlar ve Tanrıça Aşera'yı simgeleyen sütunlar yaptılar. Ülkedeki putatapan törenlerinde fuhuş yapanlar bile vardı. Yahudalılar RAB'bin İsrail halkının önünden kovduğu ulusların yaptığı bütün iğrençlikleri yaptılar. (23,24)


Kuran'da "ymm" kökünün kullanımı:

Fiil:

(2:267) tayammamū :yönelmek
(4:43) fatayammamū :teyemmüm etmek
(5:6) fatayammamū :teyemmüm etmek

İsim

(7:136) l-yami :deniz
(20:39) l-yami :nehir
(20:39) l-yamu :nehir
(20:78) l-yami :deniz
(20:97) l-yami :deniz
(28:7) l-yami :nehir
(28:40) l-yami :deniz
(51:40) l-yami :deniz


ilkin "teyemmüm" kelimelerinin geçtiği yerlere bakalım:

4:43 ve 5:6 

31. lâmestum: yaklaşıp dokundunuz (cinsi temasta bulundunuz)
32. en nisâe: kadınlar
33. fe: fakat
34. lem tecidû: bulamadınız
35. mâen : su
36. fe teyemmemû: o taktirde teyemmüm edin
37. saîden : toprak
38. tayyiben : temiz


bu ayetlerde "ymm" kökünden gelen (bu kökten sonradan türetilmiş olan) bir kelimenin "kadınlara dokunmak, cinsel ilişkide bulunmak" gibi cinsel içerikli ifadelerden sonra geçiyor olması dikkat çekiyor. (Ayrıca en sondaki "tayyiben" kelimesini de aklımızda tutalım.)

şimdi de "yönelmek" anlamındaki "tayammamu" kelimesine bakalım:

2:267:

1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezine : o kimseler, onlar
3. âmenû : âmenû oldular (Allah'a ulaşmayı dilediler), îmân ettiler
4. enfikû : infâk edin, verin
5. min tayyibâti : temiz olanlardan, iyilerinden
6. mâ kesebtum : kazandığınız şeyler
7. ve mimmâ (min mâ) : ve şeylerden
8. ahracnâ : biz çıkardık
9. lekum : sizin için
10. min el ardı : arzdan, yerden
11. ve lâ teyemmemû : ve yönelmeyin, kalkışmayın
12. el habîse : kötü, fena, kalitesiz


Bir önceki ayetlerde geçen "tayiban (temiz)" kelimesinin bu ayette "tayyibati (temiz)" olarak yine geçtiğini görüyoruz.

ikinci olarak bu ayette "teyemmemû" kelimesinin gerçek taşıdığı anlamı bulmak adına önemli bir kelime bulunuyor; "el habise". 

"el habise" "teyemmemu" kelimesi ile kast edilen, yönelinmemesi istenen bir kelime. Buradan hareketle "el habise" kelimesini dikkate alıp onun Kuran'daki kullanım yerlerine baktığımızda şöyle bir tabloyla karşılaşıyoruz.

"el habise" kelimesi sürekli olarak "tayyibi" kelimesi ile birlikte kullanılıyor. Örneğin; 3:179. 

"ymm" kökünden gelen kelimelerin geçtiği ayetlerde ve bu ayetlerden birisinde nitelenmiş bir kelime olan "el habise" kelimesinin geçtiği diğer ayetlerde karşımıza sürekli olarak "tayyibi (temiz)" kelimesinin çıktığını görüyoruz.

böylesi bir ortak kullanım karşısında aklımdan ilk geçenler şöyle oldu; "tayyibi (temiz)" kelimesi "tuba" kelimesi ile aynı kökten gelmektedir. Tuba bilindiği gibi cennetteki "ağacın" adıdır. Bu yüzden "tayyibi" kelimesinin kendisi de "el habisi" kelimesinin kendisi de aslında "ağaçla" ve dolaylı olarak Tanrıça Asherah'la ilgili anlatımlardır. Tanrıça Asherah'la irtibatlandırılan "ymm" kökünden gelen bir kelimenin birbirinden ayrı düşmeyen "tayyib (tuba/ağaç)" ve "el habisi" kelimeleriyle birlikte geçiyor olması bunun bir göstergesidir. 

"ağaç" ilişkisi konusunda bu düşünce henüz kafamda oluşmuşken "el habisi" kelimesinin geçmiş olduğu şu ayet denk geldi:

7:58:

"Ve temiz (tayyibu) belde, Rabbinin izniyle nebatı (ağacını)çıkarır. Ve kötü (habuse)olan ise, faydasız, kıt bitkilerden başka bir şey çıkarmaz. İşte böylece şükreden bir kavme âyetlerimizi açıklıyoruz."


"el habisi" kelimesinin geçtiği bir başka ayet ise şöyle:

14:26:

1. ve meselu : ve örnek, misal, durum
2. kelimetin : bir söz, bir kelime
3. habîsetin : kötü, habis, fena, çirkin
4. ke şeceretin : bir ağaç gibi
5. habîsetin : kötü, habis, fena, çirkin
6. ictusset : kökünden koparıldı
7. min fevkı el ardı : yerin üstünden
8. mâ lehâ : onun (için) yoktur
9. min karârin : yerleşme mekânı, denge, kararlılık


tam da "ağaç" anlatımının varlığından şüphelenirken karşıma ayan beyan "el habisi" "ağaç" eşleştirmesi çıkmış oldu. 14:24'de yani bu ayetten iki ayet öncesinde ise bu sefer aynı "ağaç" eşleştirmesi "tayyibeten" kelimesi ile yapılıyor. 

kısacası "el habisi" ve "tayyibi (tuba)" kelimeleri gerçekten de "ağaçlarla" ilişkili olan kavramlardı. Asherah'la ilişkilendiren "ymm" kökünden gelen kelimeler bizi "el habisi" ve "tayyibi (tuba)" kelimelerine götürürken, bu kelimeler de bizi alıp Asherah'ın en bilindik sembolü olan "ağaçlara" götürmüş oluyor.

Kuran'ın özünde acaba saklı bir Tanrıça Asherah tapımı mı vardı yoksa tıpkı Eski Ahit'te olduğu gibi Tanrıça Asherah inancını eleştiren bir anlatım vardı da sonradan mı değiştirilmişti? Şimdilik emin olduğum bu tanrıçanın tapılsın ya da lanetlensin "ağaçtan" konuşan bir Allah olarak Kuran'da kesinlikle var olduğu, izleri kelimelerde saklı duruyor.

Tur'daki "kapı" kimin kapısı?

Önceki başlıklarımda sık sık değindiğim Kuran'daki saklı "Tanrıça (Asherah)" anlatımına ilişkin bir örnek daha vermek istiyorum. Yine ayetlerde sözüm ona Allah'ın seçmiş olduğu kelimeler üzerinden hareket edecem. 

İşin doğrusu tabi bu ayetler insan elinden çıkma olduğu için aynı kelimelerin kullanıldığı ayetler görünenin altındaki gerçek "tanrıça" inancının varlığını veya anlatımını bize göstermektedir. Ayetler aslında ilk yazıldığında bu "tanrıça" inancı doğrultusunda kaleme alınmıştı ancak daha sonradan kelimeler üzerindeki oynamalar, aynı kök üzerinden farklıymış gibi yeni kelime türetmeler ile ayetlere farklı anlamlar verilmiş oldu. 

(Kuran'ın revize edilmiş bir kitap olduğuna ilişkin Almanya'nın Saarland Üniversitesi'nin İslam araştırmacısı Puin'in görüşleri için bakınız: 694-714 yıllarında Irak Valiliği yapan Haccac bin Yusuf "Kuranı Kerim'e binden fazla elif koydurdum" diye övünmüştür.

http://universumcorpusnostrum.blogsp...e-edilmis.html)


Daha önce belirttiğim gibi Kuran'da Tanrıça Asherah'ı en açık şekilde temsil eden şey Musa'nın Tur'da (Sina'da) gördüğü yanan "ağaçtır." Allah Musa'ya bu mübarek ağaçtan seslenmiştir. Tanrıça Asherah'ın sembolü "ağaç" olduğu için, hatta bu tanrıçanın adının eski Yahudi ve Hıristiyan dini metinlerde sadece "ağaç" olarak çevrildiğini düşündüğümüzde ağaçtan seslenen Allah ile Tanrıça Asherah arasında bir ilişkinin olduğundan şüphelenmek gerekiyor. Bu ara Tanrıça Asherah ile "fahişelik" arasında da yakın bir ilişki bulunmaktadır. Tabi bu ilişkinin altında yatan Tanrıçaya adanan tapınaklarda o tanrıça rahibelerinin bir ibadet olarak yapmış oldukları kutsal fahişeliktir. Örneğin Eski Ahit'te Tanrıça Asherah'ı temsil eden ağaçların altında "fuhuş" yapıldığından bahsedilir. 

Tanrıça Asherah = Ağaç (put) + Fuhuş (ibadet)

Bu ilişkiler Eski Ahitte yer alan ayetlerde de açıkça ifade edilmiştir.

2 Krallar 23:

Tanrıça Aşera'yı simgeleyen sütunu RAB'bin Tapınağı'ndan çıkarıp Yeruşalim'in dışında Kidron Vadisi'nde yaktı, ezip toza çevirdi. Bu tozu sıradan halkın mezarlarına serpti. Putatapan törenlerinde fuhuş yapanların RAB'bin Tapınağı'ndaki evlerini yıktı. Kadınlar orada Aşera için kumaş dokurlardı. (6,7)

1 Krallar 14:

Ayrıca kendilerine her yüksek tepenin üstüne ve sık yapraklı her ağacın altına tapınma yerleri, dikili taşlar ve Tanrıça Aşera'yı simgeleyen sütunlar yaptılar. Ülkedeki puta tapan törenlerinde fuhuş yapanlar bile vardı. Yahudalılar RAB'bin İsrail halkının önünden kovduğu ulusların yaptığı bütün iğrençlikleri yaptılar. (23,24)


Hıristiyanlığın en eski mezhebi olan Ortodoks ikonlarında Musa'nın dağda gördüğü yanan "çalı" içinde "Meryem Ana" ile resmedilmiştir. Tanrıça Asherah'a baş Tanrı Ba'al'in eşi olarak tapılmıştır. "Baba" tanrının dokunmasıyla hamile kalan Meryem Ana'nın da bu bağlamda Tanrıça Asherah'ın farklılaştırılmış bir kopyası olduğu açıktır. Sonuç itibariyle Musa'ın gördüğü Yanan çalı (Kuran'da ağaç) ile kutsallık atfedilen bir "kadın" arasında bir ilişki kurulmuş olduğu açıktır. 

Bu grafik otomatik olarak yeniden boyutlandırıldı. Tam boyutlarda görmek için bu bara tıklayınız. Orijinal grafik boyutu 912x1669 pikseldir.


Eski Ortodokslara göre:

Yanan Çalı ( Ağaç) = Kadın (Meryem Ana)

http://www.turandursun.com/forumlar/...ad.php?t=34455


Kuran'daki anlatıma göre Musa yanan ağacı Tur'da (الطُّورِ) görmüştür:

Kasas -29:

Böylece Musa (A.S), süresini tamamladığı zaman ailesi ile (yürüyerek) yola çıktı. Tur dağı tarafında bir ateş farketti. Ailesine: "Durup bekleyin. Gerçekten ben bir ateş gördüm. Belki size oradan bir haber veya alevli bir ateş getiririm. Böylece siz ısınasınız diye." dedi.


Bir başka ayette ise Tur'un (الطُّورَ) yükseltildiği ve secde edilerek girilmesi istenen bir "kapıdan" bahsedilmektedir. 

Nisa -154:

"Ve misaklarından dolayı Tur'u (Tur dağını) onların üstüne yükselttik. Ve onlara: "Bu kapıdan secde ederek girin." dedik. Ve onlara: "Cumartesi (Sebt) gününde hudutları aşmayın." dedik ve, onlardan “çok kuvvetli misak (kesin söz)” aldık."
 

Ayette geçen ve secde edilerek girilmesi istenen kutsal "kapının (el babe)" Musa'ya Allah'ın seslendiği Tur Dağı ile yakından bir ilişkisi bulunmaktadır.

Ayette "kapı" olarak geçen Arapça kelime: el babe: الْبَابَ 

Bu kelimeyi aynen alıp Kuran'da aratma yaptığımızda 4 ayette daha aynen geçtiğini görüyoruz. (Kelimeyi aynen alıp birebir aramaktaki maksat bu kelimenin değiştirilip farklılaştırılmamış kullanımlarını bularak gerçek manasını daha iyi görebilmek içindir.) 

"el babe (kapı)" kelimesinin geçtiği diğer ayetler şunlar:

Bakara -58:

Maide -23:

Araf -161:

Yusuf -25:


ilk üç ayet Nisa Suresi'nin 154. ayetinde olduğu gibi (Tur bahsi geçmesede) Musa ve onun halkıyla, İsrailoğullarıyla ilgili ayetler. Son ayet ise içeriği itibariyle diğerlerinden farklı.

Yusuf -25:

Ve ikisi de kapıya (el babe) koştular. (Kadın) onun gömleğini arkadan (çekerek) yırttı. Ve kapının yanında onun (kadının) efendisi ile karşılaştılar. Ve (kadın) şöyle dedi: "Senin ehline (ailene) kötülük yapmak isteyen kimsenin cezası zindana atılmak veya acı (bir) azaptan başka nedir?”


Tur'daki kutsal "kapı" bu ayette bir "kadına" ait ola bir evin kapısı olarak geçiyor. Peki bu "kapının" sahibi olan kadın nasıl birisi, onu bize anlatansa bir önceki ayet:

Yusuf -24:

Ve andolsun ki; (kadın) onu arzuladı. Eğer Rabbinin delilini görmeseydi, o (Yusuf A.S) da onu arzulamıştı. İşte böylece onu kötülükten vefuhuştan uzaklaştırırız. Muhakkak ki; o muhlis kullarımızdandır."


söz konusu "kapının" sahibi olan kadın aynı zamanda "fuhuş" yapmak isteyen bir kadın. Bundan bir önceki ayete baktığımızda ise bu "kadının" evinin kapılarıyla özellikle ilgilendiği öğreniyoruz:

Yusuf -23:

(Yusuf'un) evinde kaldığı kadın, ondan murat almak istedi. Kapıları sımsıkı kapatıp: “Hadi gel, senin için...” dedi. O (Yusuf da) şöyle dedi: “Allah'a sığınırım. O benim Rabbimdir. Benim yerleşme yerimi en güzel şekilde yaptı. Muhakkak ki; zalimler felâha (kurtuluşa) ermezler.”


Söz konusu "kapı" kelimesi Kuran'da toplamda 27 defa geçiyor ancak bunların içerisinden yukarıda değinmiş olduğum toplam 5 ayette kapı kelimesi aynı şekilde yazılarak geçiyor. Musa'nın halkından ve Tur'dan bahsedilirken geçen "kapı" kelimesi fuhuş yapmak isteyen bir kadının "kapısı" olarak da geçiyor. 

Bu ayetlerde aynı kelimelerin kullanılmasının sebebi Tur'daki "kapının" da aslında bir kadına, yani Tanrıça Asherah'a ait olmasından kaynaklanmaktadır. Tur'da sembolü olan "ağaçtan" konuşan ve fuhuşu simgeleyen Tanrıça Asherah bir başka ayette Yusuf'u baştan çıkarıp onunla fuhuş yapmak isteyen "kadın" olarak geçmektedir.

Tüm bunların bir tesadüf veya zorlama bir yorum olduğunu düşünmüyorum. Dikkatlice okunursa Kuran ayetlerde seçilmiş olan kelimeleriyle kendisini aslında ele veren bir kitaptır. Mesele kelimelerin verilen meallerine değil köküne, aynı kökten olup farklı anlamdaki kullanımlarına da bakmak. Aynı kökü alıp farklı kelime türeterek asıl anlatımı gizlemiş, değiştirmiş oldular. Bir diğer önemli nokta ise burada ele aldığım gibi aynı yazılan kelimeleri ele alıp istisna yaratan meallerin altındaki ilişkiyi görmek. Şundan hiç şüphem yok ki Kuran'ı çürütecek olan yine kendisi olacaktır.

Yusuf'u ayartan kadının evi!


Guercino, Joseph and Potiphar's Wife, 1649

Yusuf'un meşhur "gömlek yırtılma" hikayesini bilirsiniz, söz konusu hikayede Yusuf'u baştan çıkarmak isteye bir kadından bahsedilir. Yusuf'u elde etmeye çalışan bu "kadın" bir erkeği baştan çıkarıp elde etme arzusuyla geçmişteki şehveti ve çıplaklığı temsil eden tanrıçaları (İştar, Asherah, Lilith vs.) temsil etmektedir.

Yusuf -25:

Ve ikisi de kapıya koştular. (Kadın) onun gömleğini arkadan (çekerek) yırttı. Ve kapının yanında onun (kadının) efendisi ile karşılaştılar. Ve (kadın) şöyle dedi: "Senin ehline (ailene) kötülük yapmak isteyen kimsenin cezası zindana atılmak veya acı (bir) azaptan başka nedir?”


1. ve istebekâ : ve koştular
2. el bâbe : kapı
3. ve kaddet : ve yırttı
4. kamîsa-hu : onun gömleği


Ayette "kadının" bulunduğu evin kapısı "el babe (الْبَابَ)" olarak geçmekte. Kadının evinin kapısı anlamında verilen "el babe" kelimesini harfiyen Kuran'da arattığımızda bu ayetin dışında 4 ayette daha geçtiğini görüyoruz; Bakara 58; Nisa 154; Maide 23; Araf 161. Bu ayetlerin hepsi Musa ve kavmiyle ilgili ayetler. Örneğin;

Bakara -58:

Ve o zaman demiştik ki: “Bu kasabaya girin, böylece onun (ni'metlerinden) dilediğiniz yerden bol bol yeyin. Kapıdan (el babe (الْبَابَ)) secde ederek girin ve “hıtta” (günahlarımızın bağışlanmasını diliyoruz) deyin. Biz de sizin hatalarınızı mağfiret edelim. Ve muhsinlere artıracağız.”

Nisa -154:

Ve misaklarından dolayı Tur'u onların üstüne yükselttik. Ve onlara: "Bu kapıdan (el babe (الْبَابَ)) secde ederek girin." dedik. Ve onlara: "Cumartesi gününde hudutları aşmayın." dedik ve, onlardan “çok kuvvetli misak (kesin söz)” aldık.


Yusuf'u elde etmek isteyen kadının "kapısı (el babe)" başka ayetlerde karşımıza Musa ve Tur'la ilgili ayetlerde çıkıyor. 

Kuran'da her iki durumu izah ederken aynı kelimenin aynı yazımla kullanılmış olmasının bir sebebi var. Bu durum aslında farklı şeylerden bahsediyormuş gibi gözükse de iki konu arasındaki ortak olan bir şeye işaret etmektedir. Musa'nın "ağaçtan" konuşan Allah ile kutsal Tur'da karşılaşması aslında Tanrıça Asherah ile karşılaşması anlamına geliyordu. Musa'nın karşılaştığı Tanrıça Asherah Yusuf'un kıssasında bu sefer onu elde etmeye çalışan bir kadın olarak karşımıza çıkmış oluyor.

Yusuf'u elde etmek isteyen kadının hikayesi aslında Tanrıça Asherah'ın bir başka tanrıyı ayarlamaya çalıştığı mitolojik anlatımların bir versiyonuydu.

Two very interesting Asherah myths appear in Late Bronze sources outside the epics. İn one myth, preserved in a Late Hittite tablet, we read that Asherah (Aser-tum) tried to seduce the storm-god (Baal), who rejected her advances. Asherah then went to El-creator-of-the-Earth and complained about Baal's treatment, presumably alleging (like Potiphar's wife) that it was actually Baal who had insulted her. El tells Asherah to deal with the storm-god as she pleases, but the latter's friend "Ishtar" (Astarte or more probably Anath listens to conversation and apparently goes to her friend's aid.

Yahweh and the Gods of Canaan: A Historical Analysis of Two Contrasting Faiths

http://books.google.com.tr/books?id=...tiphar&f=false

Smooth Words: Women, Proverbs, and Performance in Biblical Wisdom

http://books.google.com.tr/books?id=...=holli&f=false


yukarıdaki kaynaklarda Yusuf'u ayarlamak isteyen kadın ile Asherah arasındaki benzerlikten bahsedilmektedir. Bu ilişki "el babe (kapı)" kelimesinin aynı yazımla tercih edilmiş olduğu iki konu (Musa/Tur ve Yusuf) açısından Kuran metinlerinde de kendisini gösteriyor. "el babe (kapı)" kelimesi Yusuf'un hikayesinde "kadının" (evinin) , Musa'nın hikayesinde ise kutsal yerin (mukaddes evin) tarifi açısından önemli bir kelime. 

(Yusuf'u elde etmek isteyen kadının adı İncil'de (Wife of Potiphar) ve Kuran'da geçmemektedir ancak adının Züleyhaolduğu ifade edilmiştir. Züleyha'nın gerçekten günahkar bir kadın veya büyük bir aşık olup olmadığına ilişkin de farklı yorumlar yapılmıştır. Örneğin Rumi için Züleyha'nın takıntısı Tanrı için ruhun duyduğu derin özlemin bir tezahürüdür.

http://en.wikipedia.org/wiki/Zuleika_(tradition)
)

Musa'yla ilgili ayetlerde "el babe (kapı)" kelimesi "secde edilerek" girilmesi istenen adeta kutsal bir kapıymış gibi ifade ediliyor. Bazı meallerde kastedilen bu yerin Beytü'l-Makdis (Mukaddes Ev) veya Kudüs olduğu belirtiliyor. Bu durumda bu yerin adı olarak geçen "kutsal" kelimesi üzerinde de durmak gerekiyor...

EK-1:

"el babe (kapı)" kelimesinin geçtiği ayetlerden birisi ilk mesajımda da belirttiğim gibi Maide Suresi'nin 23. ayetidir:

Allah'ın kendilerine nimet verdiği, korkanların arasından iki adam şöyle dedi; “Onların üzerlerine kapıdan girin, böylece oradan girdiğiniz zaman muhakkak ki siz gâlip gelirsiniz. Eğer mü'minseniz, artık Allah'a tevekkül edin.”

bu ayetin öncesinde 21. ayette söz konusu yerle ilgili olarak Musa kavmine "kutsal" yere girilmesini istiyor:

"Ey kavmim! Allah'ın sizin için farz kıldığı kutsal yere girin ve arkanıza dönmeyin. İşte o zaman hüsrana uğrayanların haline dönersiniz."

bu ayetlerde; "kapısından" girilen yerden "kutsal" bir yer olarak bahsedildiğini görüyoruz. Ayette geçen "kutsal" kelimesi önemli bir kelime, bu kelime aslında Kuran'da çok sık geçen bir kelime değil. Ancak "q-d-s" kökünden gelen "kutsal" kelimesinin hem "el babe (kapı)" kelimesi ile irtibatlı olarak ayette anılıyor olması hem de diğer ayetlerdeki "kapısı" ile kastedilen "el karye" şehri için Kudüs veya Beyti Makdis (Mukaddes Ev) yakıştırmalarının yapılmış olması dikkat çekici. Aslında "kutsal (q-d-s)" kelimesinin karşımıza çıkıyor olmasının bir sebebi var.

"Kutsal (Holiness, Kenan diyarında Qudsu)" ifadesi Asherah'ın en yaygın ünvanlarından birisi. 

She (Asherah) was occasionally called Elath (Elat), "the Goddess," and may have also been called Qudshu, "Holiness."

http://dictionary.reference.com/browse/asherah


Tanrıça Asherah'ın antik Mısır'daki Tanrıça Qetesh olduğu ifade edilmeketdir. Tanrça Qetesh güzel çıplak bir kadın olarak, bir aslanın üstünde ayakta durur veya onu sürer durumda, elinde çiçek, ayna veya yılanlarla resmedilmiştir. "Qetesh" adının "kutsal" anlamındaki "q-d-s" kökünden gelmiş olabileceği belirtilmektedir.

The name was probably vocalized by Egyptians as *Qātiša from the Semitic root Q-D-Š meaning 'holy'.

http://en.wikipedia.org/wiki/Qetesh


Asherah = Qetesh (kutsal) ilişkisinden hareket edersek Asherah'ın yaygın adlarından birisinin neden "kutsal (q-d-s)" olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Nitekim bu benzerlik tanrıçalarla ilgili yapılmış olan çizimlerde de kendisini göstermektedir:



bazı arkelog ve bilim adamlarınca da iki tanrıça arasındaki ilişkiye değinilerek "q-d-s" kökünden gelen "kutsal" kelimesinin Tanrıça Asherah'a atfen kullanılan bir ünvan olduğu ifade edilmiştir. 

William Foxwell Albright believed that Qudšu (meaning "holiness") was a common Canaanite appellation for the goddess Asherah, and Albright's mentor Frank Moore Cross claimed qdš was used as a divine epithet for both Asherah and the Ugaritic goddess, Athirat. Johanna Stucky claims she may have been a deity in her own right.

Depictions of a goddess in inscriptions from Dynastic Egypt, thought to Canaanite since she is referred to as Qdš (often transliterated in English as Qedesha, Qudshu or Qetesh), show a woman in the nude, with curly hair and raised arms carrying lilies and serpents.

http://en.wikipedia.org/wiki/Q-D-%C5%A0


"kutsal (q-d-s)" kelimesinin geçmişte Tanrıça Asherah'ı atfen kullanılmış olan bir ünvan olduğunu dikkate aldığımızda Kuran'da "el babe (kapı)" ile kast edilen yerin aynı zamanda "kutsal" bir yer olarak tarif ediliyor olması daha da anlaşılır olmaktadır.

"kutsal" kelimesinin Kuran'daki diğer kullanım yerlerine baktığımızda Cuma Suresi'nin ilk ayetinde Allah'ın bu ünvanla (el kuddûsi) anıldığını, diğer ayetlerde ise Meryem oğlu İsa'yı desteklemek anlamında "Ruh'ûl Kudüs" olarak geçtiğini görüyoruz. Bu kullanımların dışında "kutsal" kelimesi karşımıza bir yerde daha çıkıyor: Allah'ın Musa'ya seslendiği vadi, kutsal Tuva vadisini tarif ederken.

Naziat -16:

"Rabbi ona kutsal vadi Tuva'da seslenmişti."


böylelikle "kutsal" kelimesinin bu vadiyle ilgili olarak geçiyor olması ilk başta belirtmiş olduğum Musa'ya "seslenen" Allah'ın aslında Tanrıça Asherah olduğu tespitimi de desteklemiş oluyor.

Ziynetini çıkaran Allah!

Ziynetlerini açan yaşlı kadınlar:

Nur 60:

Ve kadınlardan nikâh (evlenme) ümidi olmayan yaşlı kadınların, ziynetlerini açmaksızın dış giysilerini çıkarmalarında, bundan sonra onlara vebal (günah) yoktur. Ve iffetli olmayı istemeleri onlar için daha hayırlıdır. Ve Allah, Sem'î'dir (en iyi işitendir), Alîm'dir (en iyi bilendir).


11. gayra muteberricâtin: açmaksızın
12.bi zînetin: ziynetleri


muteberricâtin :مُتَبَرِّجَاتٍ : bā rā jīm (ب ر ج)
zînetin : بِزِينَةٍ : zāy yā nūn (ز ي ن)

Kuran'da yukarıdaki ayetteki gibi başka ziynetini açan, çıkaran kim? Kelimelerin izinden gidelim:

Araf -32:

De ki: “Kulları için çıkardığı Allah'ın ziynetini ve rızıktan temiz (helâl) olanını kim haram etti. O, dünya hayatında âmenû olanlar içindir. Ve kıyâmet gününde de özellikle âmenû olanlara aittir.” Böylece bilen bir kavim için âyetleri ayrı ayrı açıklıyoruz.


4. zînete allâhi elletî : Allah'ın ziyneti ki o
5. ahrace: çıkardı


zînete :زِينَةَ : zāy yā nūn (ز ي ن)
ahrace: أَخْرَجَ : khā rā jīm (خ ر ج)

(Yukarıdaki ilk ayette her ne kadar "kavâıdu" kelimesine "yaşlı kadın" meali verilmiş olsa da burada önemli olan bu kadınların evlilikten uzak olmaları, bu husus bence daha çok tanrıçalara yakıştırılan evlilikten uzak olma ve fuhuşu ve erkekleri baştan çıkarmayı temsil etme özelliğiyle ilgili.)

yaşlı kadınlardan bahseden ayette geçen "ziynet" ile Allah'tan bahseden ayette geçen "ziynet" aynı kelimeler. Ziynetlerle ilgili olarak yaşlı kadınlardan bahseden ayette geçen "göstermek" kelimesi ba-ra-jim kökünden gelen bir kelime iken Allahın ziynetinden bahseden ayette geçen "çıkarmak" kelimesi kha-ra-jim kökünden geliyor, köklerde bir harf farklı.

"ziynet" kelimesinin ayetlerdeki bu kullanımı "Yaşlı Kadın (Tanrıça) = Allah" ilişkisinden kaynaklanmış olmalı. 

Bu konuda daha önce Kuran'daki Tanrıça Lat - Saba Melikesi ilişkisi üzerine (Ahzap 50) adlı başlığımda şu bilgileri paylaşmıştım:

beni shaybah : günümüzde kabede görev yapan ve kabeyi koruyan imamlara verilen isim. "yaşlı kadının çocukları" manasına gelir. olayı ilginç yapan, islam öncesi dönemde kabede tapınılan önemli tanrıçalardan biri olan lat'ın -sheba ismiyle de bilinir- en yaygın lakaplarından birinin "yaşlı kadın" olmasıdır.

https://eksisozluk.com/beni-shaybah--3683076


“Just 1400 years ago Muslims took control of the goddess' Mecca shrine away from the priestesses of Allat -- whom they slaughtered. But to this day, the men who guard the Kaaba-shrine are still called "Sons of the Ancient Woman." Sons of Sheba, in Arabic, Beni Shaybah. Goddess Allat had a nickname, or extra title, Sheba pronounced Shaybah. Meaning the wise-woman, or, "She of the ancient wisdom."

http://www.northernway.org/presentat...odwife/18.html

Bu bilgiler bize Kabe’yi koruyan kişilere “Sheba’nın çocukları, ‘yaşlı kadının’ çocukları” dendiğini, Tanrıça “Lat”ın geçmişte “Sheba” adıyla anıldığını söylemektedir. (Saba Melikesi İngilizcede "Queen of Sheba” olarak geçiyor.)

(işin belki de en ilginç yanı) "yaşlı kadın" kelimesinin geçtiği ayet olan Nur Suresi'nin 60. ayeti Tanrıça Lat'ın adının içinde yer aldığı 7 ayetten birisidir:

İlk mesajdan alıntı : ...Bu 7 ayet (4’ü Nisa Suresinde olmak üzere) şu şekildedir: Nisa 15, 23, 34, 127, Yusuf 50, Nur 60, Ahzap 50.

Nur Suresi 60. ayet:

1. ve el kavâıdu : ve yaşlı kadınlar
2. minen nisâi : kadınlardan
3. ellatî lâ yercûne : onlar ümit etmezler
4. nikâhan : bir nikâh, evlilik


EK-1:

ilk mesajımda dikkat ederseniz Allah'ın "ziynetinden" bahseden Araf Suresi'nin 32. ayeti ile yaşlı veya oturan "kadınlardan bahseden Nur Suresi'nin 60. ayeti arasında bir ilişki kurdum. 

Normal bir okuyucu Araf Suresi'nin 32. ayetinde Allah'ın çıkardığı "ziynete" farklı anlam yükleyeceği için bu ayeti "kadınlarla" ilişkili bir ayet olarak ele almayacaktır.

Araf Suresi'nin 32. ayetine biraz daha yakından bakalım;

1. kul : de (ki)
2. men : kim
3. harrame : haram kıldı
4. zînete allâhi elletî : Allah'ın ziyneti ki o
5. ahrace : çıkardı
6. li ibâdi-hi : kulları için
7. ve et tayyibâti : ve temiz,
8. min er rızkı : rızıktan


De ki: “Kulları için çıkardığı Allah'ın ziynetini ve rızıktan temiz olanını kim haram etti....

ayette "ziynetle" birlikte anılan bir şey daha var o da rızıktan "temiz" olanı; 

temiz : tayyibâti : وَالطَّيِّبَاتِ 

bu kelimeyi aynen alıp Kuran'da aratınca bir ayette daha geçtiğini görüyoruz. Bu ayet ne tesadüf ki yine Nur Suresi'nden, Nur Suresi'nin 26. ayeti.

Kötü kadınlar, kötü erkekler içindir. Kötü erkekler, kötü kadınlar içindir. Temiz kadınlar, temiz erkekler içindir. Temiz erkekler, temiz kadınlar içindir. İşte onlar, (kendileri haklarında) söylenenlerden berî (uzak) olanlardır. Onlar için mağfiret (günahların sevaba çevrilmesi) ve kerim (Allah'tan ikram edilen) rızık vardır.

Araf Suresi'nin 32. ayetinde Allah'ın ziynetiyle birlikte anılan ve "temiz" anlamında verilen "tayyibâti" kelimesi bu ayette "temiz kadınlar" olarak geçiyor.

temiz kadınlar : tayyibâtu : وَالطَّيِّبَاتُ 

şu işe bakın "kadın" ilişkisi kurduğumuz Araf Suresi'nin 32. ayetindeki bir kelime daha (tayyibâti) bizi alıp doğrudan "kadına" götürdü 

bunlar tesadüf değil... Kuran'ın çözülüşü, iflası.

EK-2:

tayyibâtu yani "temiz kadınlar" kelimesi hangi açıdan önemlidir? 

bu kelime "tuba" kelimesi ile aynı kökten gelir, aynı harflerden oluşur. Tuba cennette olduğu söylenen "ağaçtır". Köken ve anlam itibariyle bu kelime "ağaç" ve "kadının" birleşimi, ortak söylemidir. "Ağaç" ve "kadın" dediğimizde aklımıza doğal olarak gelecek olan Tanrıça Asherah'tır. Adem ve Havva'nın cennetten kovulma hikayesindeki "ağacın" geldiği yer de burasıdır; hikayede Havva (Eve) gibi iyi, namuslu bir kadının yanı sıra Lilith gibi asi, günahkar , "namussuz" bir kadın daha vardır; Asherah=Ağaç=Lilith.

Araf 32'den bir önceki ayette bahsi geçen Adem oğullarından kasıt insanlık değil bizzat Adem'in öz çocukları Habil ve Kabil olabileceğini de hesap etmek lazım. Ayetin gerçekte Adem-Şeytan-Havva-Lilith ile ilgili olduğunu belirtmiştim peki bu hikayedeki "ağaç" ayetin neresinde?

Araf 31'in sonu şu şekilde bitmekte:

9. ve lâ tusrifû : ve israf etmeyin
10. inne-hu : muhakkak ki o
11. lâ yuhıbbu : sevmez
12. el musrifîne : müsrifler, israf edenler
 

bu ifadeler Kuran'da başka hangi ayette bu şekilde geçiyor; Enam 141:

22. ve lâ tusrifû : ve israf etmeyin
23. inne-hu : muhakkak ki o
24. lâ yuhibbu : sevmez
25. el musrifîne : müsrifler, israf eden kimseler 


peki Enam Suresi 141. ayetinin öncesinde anlatılan nedir;

Ve asmalı ve asmasız bahçeleri, hurmaları, yenilen çeşitli ekinleri,birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytinleri ve narları yaratan O'dur.Ürün verdiği zaman, onun ürününden yeyin. Onun hasad edildiği gün, onun hakkını verin. İsraf (ziyan) etmeyin. Muhakkak ki; O, müsrifleri (israf edenleri) sevmez.

her iki ayetin de aynı cümlelerle bitiyor olmasının bir sebebi var, çünkü bu ifadelerin öncesinde bahsi geçen Araf 31'deki yenilip içilenden bahis Enam 141'deki meyve "ağaçları"dır. Kısacası Araf 31'de "ziynet-kadın" bahsinin yanı sıra "ağaç" bahsi de vardır. 

Enam 141'in öncesindeki ayette ise "evlat öldürmemekten" bahsedilir, geçmiş inançlarda kafayı "evlat öldürmeye" takmış olan kötü kadın kimdir peki?

(bu ara Araf 31'den önceki ve Enam 141'den sonraki ayetlerde geçen "şeytan" faslına da dikkat. Enam 141'de ağaçlardan ve meyvelerden dem vuran Allah'ın bir sonraki ayette neden birden "şeytan"ın adını andığını anlamak istiyorsak iki ayet arasındaki bağı görüp Araf 31'den önceki şeytan (Lilith) faslını bilmek gerekiyor.  )