14 Ekim 2015 Çarşamba

Kuran'daki "inek (bakara)"!

Kuran ayetlerine baktığımızda ayetlerde geçen ve Kuranın ikinci ve en uzun suresine adını veren "inek (bakara)" kelimesinin "ağaç, ekin, meyve" kelimeleri ile ilişkili olduğunu görüyoruz.

şöyle ki;

Yusuf Suresi 46. ayetinde;

5. seb'ı : yedi
6. bakarâtin : inekler
7. simânin : semiz, besili
 

denilerek yedi ineğin "simanin (semiz, besili)" olduğu ifade ediliyor. Ayette geçen "simanin" kelimesi "sin mim nun" kökünden geliyor ve bu kök buradaki ayetlerin dışında Kuran'da sadece Gaşiye Suresi'nin 7. ayetinde geçiyor. 

Gaşiye 6-7:

"Onların yiyeceği dari'den (acı, pis kokulu dikenli ağaçtan) başka bir şey değildir. Beslemez ve açlığa da bir fayda vermez."
 

görüldüğü gibi Yusuf Suresi'nin 46. ayetinde "ineklere" ilişkin söylenen "simanin" kelimesi (kelime kökü itibariyle) bu ayette "ağaca (dari)" ilişkin geçiyor.

"inek" kelimesinin geçtiği bir diğer ayet ise sureye adını da vermiş olduğu Bakara Suresi'nde bulunuyor;

11. bakaratun safrâu : sarı bir inek

bu ayette "ineğin" "safrau ( sarı)" olduğu ifade edilmektedir. Bu ayette geçen "safrau" kelimesi "sad fa ra" kökünden geliyor ve Kuran'da bu kökten gelen diğer kelimeler; 1 ayette (77:33) erkek develerin (cimaletun) rengine ilişkin geçerken 3 ayette (30:51, 39:21, 57:20) "ekinlerin" "sararması" anlamında geçiyor. Kuran'da "inekleri" tarif eden kelimenin bu sefer "ekinlerin" tarifinde kullanıldığını görüyoruz (sarı deve mevzusuna daha sonra değineceğim).

İnekleri tarif eden "seminun (besili)" kelimesi bizi "dari (ağaç)" kelimesine götürürken "safratu (sarı)" kelimesi bizi "ekinlere" götürüyor.

bu tablo karşısında sormamız gereken soru şu olmalı diye düşünüyorum; Kuran ayetlerindeki kelime kullanım yerleri neden "inek (bakara)" kelimesi ile "ağaç, ekin" kelimeleri arasında bir ilişki kurmakta?

Kuran'da bu kelimelerin belli ayetlerde özellikle geçmiş olması boşuna değil, aynı köke sahip kelimelerin belli ayetlerde sadece geçiyor olması, görünenin altındaki gerçek antik metinde bahsedilen şeylerin aslında farklı anlatımlar olduğuna dair ipuçları sunmakta. Zamanla yapılan aynı kökten kelime türetmeler ve eklemeler sonucunda sıralı ayetler arasındaki konu bütünlüğünün kopmuş olması da bunun bir sonucu, işin özünde kopuk gözüken bu anlatımlar aslında birbiriyle ilişkili.

yukarıdaki sorumun cevabını ise şu şekilde veriyorum; Kuran'daki en uzun sureye adını veren ve ayetlerde dişi bir hayvan olarak geçen "inek (bakara)" kelimesinden kasıt aslında bir tanrıçadır, bu tanrıçanın bir diğer sembolü ise "ağaç, bitki, ekin"dir. Mitolojiye, çok tanrılı geçmiş dinlere baktığımızda "inek-bitki (ağaç)" sembolizminin Mısır'da Tanrıça Hathor'a, yakın doğuda ise Tanrıça Asherah'a kadar gittiğini söyleyebiliriz. 

"The cow-and-calf motif is usually connected with the symbol system of goddesses (Keel and Uehlinger 1998:215)."

http://www.matrifocus.com/LAM04/spotlight.htm

"Kuran'da neden "inek" suresi var?" sorusuna cevap bulabilmek adına "inek-bitki (ağaç)" ilişkisinin önemli olduğunu, bu konunun biraz daha araştırılması gerektiğini düşünüyorum, Kuran'ın gerçek yüzü kendi içinde, kelimelerinde saklı, bu saklı yüz benim nazarımda aynı zamanda Kuran'ın iflası.

devam edelim; Bakara Suresi'ndeki "inek" ayetlerine baktığımızda bu inekleri kasten kullanılan bir tabir, vurgu var;

Bakara 68:

12. inne-hâ : muhakkak ki o
13. bakaratun : bir inek


Bakara 69:

10. inne-hâ : muhakkak ki o,
11. bakaratun : bir inek


Bakara 71:

3. inne-hâ : muhakkak ki o
4. bakaratun : bir inek


bu ayetlerde ineği kasten geçen ifade "inne-hu (muhakkak ki o)" :

inne-ha: إِنَّهَا 

Kuran'da bu kelimenin başka nerde aynı yazımla geçtiğine baktığımızda 18 ayette daha geçtiğini görüyoruz, bu ayetleri buradan görmek mümkün;

http://www.searchtruth.com/search.ph...rch_word=exact

bu 18 ayetten birisi Saffat Suresi'nin 64. ayeti;

1. inne-hâ : muhakkak o
2. şeceretun : ağaç
3. tahrucu : çıkar
4. fî asli : dibinde
5. el cahîmi : cahîm, cehennem


neyi görmüş olduk "inek" için İnek Suresi'nde sıkça geçen "inne-ha (muhakkak ki o)" kelimesi Kuran'da ayrıca bir "ağaç" için de geçiyor.

"inne-ha" vurgusunun Kuran'da geçtiği diğer kelimeler ise bu tanrıça ilişkisinin başka hangi kelimelerle irtibatlı olduğu hakkında bize ipuçları sunuyor.

Ek-1:

ilk mesajımda şöyle sormuştum;

bu tablo karşısında sormamız gereken soru şu olmalı diye düşünüyorum; Kuran ayetlerindeki kelime kullanım yerleri neden "inek (bakara)" kelimesi ile "ağaç, ekin" kelimeleri arasında bir ilişki kurmakta?

Eski Ahit üzerinden gidelim;

Yasa Kitabı 21:

Tutsak Bir Kadınla Evlenmek

10 “Düşmanlarınızla savaşmaya çıktığınızda ve Tanrınız RAB onları elinize teslim ettiğinde, tutsaklar alır ve

11 aralarında sevdiğiniz güzel bir kadın görürseniz, onu kendinize eş olarak alabilirsiniz.

12 Onu evinize götürün. Başını tıraş etsin, tırnaklarını kessin.

13 Üzerinden tutsaklık giysilerini çıkarsın. Evinizde otursun. Anne babası için bir ay yas tutsun. Sonra kadını alan kişi onunla yatabilir. Erkek ona koca, kadın da ona karı olacak.

14 Kadından hoşnut kalmazsa, onu özgür bıraksın. Kadınla yattığı için onu parayla satmasın, ona köle gibi davranmasın.


yukarıdaki kısımda savaşta esir edilen kadınlardan yani cariyelerden bahsedilmektedir. Bu cariyeler yasal fahişeler olarak Tanrıça ile ilişkilidir. Örneğin 12. ayetteki cariyeleri kasten "başları" kelimesini aynı yazımla ararsanız bu kelimenin geçtiği diğer ayetlerde fahişelik ve tanrıça ile ilişkili diğer kadınların bahsiyle karşılaşırsınız. (Bkz.)

Mesela 12. ayette bu kadınların "başlarından" başka bir de "tırnaklarından" bahsedilmektedir.

tırnakları = צִפָּרְנֶֽיהָ

"tırnaklar" anlamında geçen bu İbranice kelime (שָׁמִיר) Eski Ahit'te bir yerde daha geçmektedir. (Bkz.)

kelimenin geçtiği diğer ayet: Yeramya 17:1:

1 “Yahuda'nın günahı demir kalemle yazıldı;
Yüreklerinin levhaları,
Sunaklarının boynuzları üzerine
Elmas uçlu aletle oyuldu.

2 Bol yapraklı her ağacın yanında,
Her yüksek tepedeki sunaklarla,
Tanrıça Aşera'yı simgeleyen sütunlarla
Çocuklarıymış gibi ilgileniyorlar.


tamda tahmin ettiğim gibi kelimenin geçtiği ayetten sonra açıkça Tanrıça Asherah'tan bahsedilmektedir. 

Bizi Tanrıça Asherah'a götüren "tırnak" kelimesi Kuran'da nasıl geçmektedir peki?

"tırnaklar" anlamındaki İbranice kelimeye (שָׁמִיר) ilişkin Brown-Driver-Briggs Sözlüğü'nde verilen bilgilere bakacak olursak karşımıza Arapça "tırnak" anlamındaki ظُفُرٌ kelimesi çıkmaktadır. (Bkz.) Bu kelime Kuran'da bu anlamıyla sadece bir ayette geçiyor:

Enam 146:

1. ve alâ ellezîne : ve onlara, ...olanlara
2. hâdû : yahudi
3. harramnâ : haram kıldık
4. kulle : hepsi
5. zî zufurin : tırnaklı (tırnağa sahip, tırnağı olan)
6. ve min el bakari : ve ineklerden (sığırlardan)
7. ve el ganemi : ve koyunlar


"tırnak" kelimesinin "bakara (inek)" kelimesini niteliyor olmasına şaşırmıyoruz.  Yok ben illa bu inek ve koyundan otlakta otlayan inek ve koyunu anlıyorum derseniz diyecek sözüm yok tabi.

"tırnaklar" anlamındaki İbranice kelimeye (שָׁמִיר) ilişkin Strong's Exhaustive Concordance adlı kaynaktan yapılan açıklamada ise bu kelimenin צָפַר kökünden (depart, ayrılmak) geldiği belirtilmektedir. (Bkz.)

İbranice צָפַר kökünün Arapça Karşılığına baktığımızda karşımıza çıkan kök ṣād fā rā (ص ف ر) kökü. Bu kök Kuran'da geçen Arapça "sarı" kelimesinin kökü. İlk mesajımda Bakara Suresi'nin 69. ayetinde "bakara (inek)" için "sarı" kelimesinin kullanıldığını bu kelimenin özellikle "ekinler" için geçtiğini belirtmiştim. 

Eski Ahit'te Tutsak Kadınlar/Tanrıça Asherah bağlantılı geçen İbranice "tırnak" kelimesini Kuran'da anlam olarak da kök karşılığı olarak da araştırdığımızda karşımıza "bakara (inek)" çıkmaktadır. Bu tablo Kuran'daki ineğin gerçekte neyi sembolize ettiğini ortaya koymaktadır.


Ek-2:

Kuran'da "bakara" kelimesinin geçtiği bir diğer ayet ise Bakara Suresi'nin 70. ayeti:

“Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın. Çünkü sığırlar, bizce, birbirlerine benzemektedir. Ama Allah dilerse elbet buluruz” dediler.

1. kâlû : dediler
2. ûd'u : dua et
3. lenâ rabbe-ke : bizim için Rabbine
4. yubeyyin : açıklasın
5. lenâ : bize
6. mâ : ne, nasıl
7. hiye inne : muhakkak ki bu
8. el bakara : inek
9. teşâbehe : teşbih edildi, benzetmesi yapıldı (belli oldu)
10. aleynâ : bize
11. ve in-nâ : ve muhakkak biz, hiç şüphesiz biz
12. in şâe allâhu : Allah dilerse
13. le muhtedûne : elbette hidayete erenler, ulaşanlar


ayette "bakara (inek)" kelimesinden sonra doğrudan bu ineği kasten "teşabehe" kelimesi geliyor. "teşabehe" kelimesi Arapçada shīn bā hā (ش ب ه) kökünden geliyor. Bu kökün İbranice ve Eski Ahit'teki karşılığına bakalım.

ش ب ه = שָׁבָה 

İbranice (שָׁבָה) kökü "esir, tutsak almak" anlamında Eski Ahit'te geçiyor. (Bkz.) Bu kök aynı zamanda bir önceki mesajımda belirttiğim Yasa Kitabı'nın 21. bölümündeki "Tutsak Kadın" için sarf edilen "tutsak (שִׁבְיָה) " kelimesinin de kaynağını oluşturuyor. (Bkz.) 

Kuran'da "bakara (inek)" kelimesi için sarf edilen bir kelimenin kök karşılığını Eski Ahit'te aradığımızda karşımıza yine Yasa Kitab'nın 21. bölümündeki Tutsak Kadınlar (cariyeler/legal fahişeler) çıkıyor. 

Bir başka deyişle Eski Ahit'te Tanrıça Asherah ve fahişelerin anlatıldığı ayetlerle ortak kelimeler içeren Yasa Kitab'nın 21. bölümündeki Tutsak Kadınların (cariyelerin) "tırnakları" kelimesi Kuran'da bizi "bakara (inek)" kelimesine götürürken, bu kadınlar için sarf edilen "tutsak" kelimesi de bizi Kuran'da yine "bakara (inek)" kelimesine götürüyor. 

Kuran'ın sözcüsü (!) Allah derdini anlatmak isterken Eski Ahit'in şaibeli kelimelerine karşılık gelen Arapça kelimeleri her ne hikmetse özellikle anmadan geçememiş, alternatif sarf edebileceği onca kelime varken derdi ne ola ki acep. 

bu ara "bakara (inek)" için geçen "teşabehe" kökününün Kuran'da 6:99, 6:141. ayetlerde olduğu gibi "Tanrıça = Ağaç" sembolizmi kapsamında ekinler, palmiyeler, narlar, zeytinler v.s. için geçtiğini de belirtmiş olalım. Bu ayetlerdeki kullanımlar da boşuna değil.


Ek-3:

-Kuran'da "bakara (inek)" için geçen, 

-Eski Ahit'te ise bir ödül olarak Yahveh tarafından sunulan "Tutsak Kadınlar" (Cariyeler/Legal Fahişeler/Dünyadaki Huriler) için geçen

"teşabehe" kökü (ش ب ه = שָׁבָה) Kuran'da ayrıca Bakara Suresi'nin 25. ayetinde de geçmektedir:

6. lehum cennâtin : onlar için cennetler vardır
7. tecrî : akar
8. min tahti-hâ : onun altından
9. enhâru : nehirler
10. kullemâ : her seferinde, her defasında
11. ruzikû : rızıklandırılırlar
12. min-hâ : on(lar)dan, oradan (orada)
13. min semeretin : ürünlerden, mahsullerden, meyvelerden
14. rızkan : rızık olarak
15. kâlû : dediler
16. hâzellezî (hâzâ ellezî) : bu ki (o şey)
17. ruzık-nâ : biz rızıklandırıldık
18. min kablu : önceden, daha önce
19. ve utû : ve verildi
20. bi-hi muteşâbihan : ona benziyen,
21. ve lehum : ve onlar için
22. fî-hâ ezvâcun : orada eşler
23. mutahharatun : temiz olan, temiz
24. ve hum : ve onlar
25. fî-hâ hâlidûne : orada devamlı kalacak olanlar


teşabehe kelimemizin geçtiği yere dikkat edin, cennetteki hurilerle, yani öbür dünyanın cariyeleriyle, legal fahişeleriyle birlikte anılıyor. teşabehe kökü Eski Ahit'te bu dünyanın ödülleri olan "tutsak kadınları" (cariyeleri, legal fahişeleri) için sarf ediliyor, Kuran'da ise öbür dünyanın ödülleri olan hurileri (cariyeleri, legal fahişeleri) için sarf ediliyor. Bu yüzden teşabehe kelimesi için meallerde uydurulmuş olan "benzeri olmak" gibi zorlama manaları geçeceksiniz, bu kelimenin gerçek anlamı ve ilişkisi İbranice ve Eski Ahit bağlantılı köklerinde yatmaktadır.

7 yorum:

  1. Sayın yazar,
    Bir konuyu tenkit etmek ayrı, "...benim nazarımda aynı zamanda Kuran'ın iflası." gibi hakarete varacak ifadeler kullanmak tamamen ayrıdır...
    Ayrıca, inne-ha (muhakkak ki o) gibi her dilin kendine has yemin, bir giriş veya bağlaç ifadesinden bu kadar karmaşık mitolojik ilişkileri nasıl kuruyorsunuz anlamak mümkün değil...
    Maksat, üzüm yemek yerine bağcıyı dövmek sınırına gecmiş. Biraz daha mutedil olup akademik yöntem ve dil kullananilirsiniz.
    Selamlar.


    YanıtlaSil
  2. inanmayan birisi için Kuran'ın iflası demek neden hakaret olsun ki, sizin inancınıza saygı duyayım diye kendi inancımı hiç dile getirmeyeyim mi, Kuran açıkça kendi kendisini iflas ettiriyor, ayetleri söylerken seçilmiş olan kelimeler ve bunların özellikle belli başlı yerlerde tekrarlanarak geçiyor olmaları bu kitabın başka antik kaynaklardan alıntı olduğunu gösteriyor. Yani Allah (!) geçmişi bildiği halde bu mitolojik, pagan köklerden bağımsız bir şekilde meramını anlatamamış gözüküyor.

    dişi inek,
    dişi bal arısı,
    dişi örümcek,
    dişi deve,

    Allah'ın bu "dişi" takıntısı nereden geliyor, biryerden bişeylerin geldiği felan yok tüm bu hayvanlara ilişkin geçen kelimeler tanrıça(lara) dair yapılmış olan adlandırmalar ve semboller.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerceğinizinde, sana helal olsun. Bu kadar bilgiyi sana wahyeden wahyetmiş. wahyuyyuha (necm suresi :))olmuşsun... Tüm yazdıkların doğrudur ve bunları illuminatlar bile bilmez senin kadar. peygamberler bile bunları bilmez. bana bir mesaj atmanızı sizden rica ediyorum. sizinle paylaşmak istiyorum. size bir sır da benden, muhammed tevratta süleymandır (song: 5,16) yani muhammed jesus ve süleyan aynı kişidir, istikbaledeki. aynı zamanda şeytan demektir, yani saturn, satan , yani kabe yani allah. lütfen bana goverim dodee face ine bir mesaj atın.. sevgiler size,

      Sil
  3. antik insanın kurguladığı bitki ve tanrıça benzeşmesinin neden/nasıl oluştuğunu daha ayrıntılı okuyabileceğimiz bir kaynak, ya da bu blogda bir entry bulunmakta mıdır?

    YanıtlaSil
  4. meryeme, zaten kranda nebatan nebata denmektedir. bitki gibi oldu...

    YanıtlaSil
  5. Bakara nın aslı Becca-Ra dır, yani Becca nın nuru, rabbı, boğası...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sn. Solomon Shiloh, www.turandursun.com sitesinin "İslam Forumu" adlı bölümün altında da başlıklarımı paylaşmaktayım, oradan iletişime geçebilirsek sevinirim. Ayrıca verdiğiniz bilgiden hareketle Eski Ahit'teki "muhammed" kelimesi üzerine de bir başlık açtım. görüşmek dileğiyle.

      Sil